Pazar, Kasım 04, 2012

LeBron'un Kafa Bandının Zaman Çizelgesi



Geçtiğimiz yıllarda buna benzer bir post TBJ'de yayınlanmıştı. Laf dönüp dolaşıp Bron'un kafa bandı ve kelliğine gelince hatırladım ve paylaşmak istedim. Kellikten muzdarip olduğunu biliyoruz ama kapatmaya çalışarak biraz daha ön plana çıkarıyor. 3-4 yıl içinde Drexler'ın Portland'daki son yıllarına dönmesi muhtemel.





Yıl: 2003
Alın Açıklığı: 1.9 cm

Salı, Ekim 16, 2012

Jordan Markası Westbrook İçin Gözlük Üretiyor



Gözlükleri ve kıyafetleriyle her basın toplantısında eşek gibi 'ben buradayım' diyen Russell Westbrook için bir ilk yapılıyor. Jordan markası ilk defa bir oyuncusu için gözlük üretecek.



Cumartesi, Ekim 13, 2012

Belgesel: The Dream Team

Michael Jordan'ın giydiği şeylerle makara yapan bir blogun diplerinde gördüm linkleri. İlk çıktığı zaman internetten link bulup gece gece izleyip inanılmaz keyif almıştım, hatta uyanınca bir daha üstünden geçmiştim. Basketbol tarihinin görüp göreceği en iyi takımın perde arkasında neler yaşandığını 20 yıl sonra öğrenmek bile inanılmaz keyif vericiydi. Jordan'ın "Isiah Thomas sorusu yok" derken kameraların kayıtta olmadığını düşünüp kızgın ve endişeli şekilde bakışı bile benim bu belgeselden haz almam için yeterli aslında. Veya Magic Johnson'ın Michael Jordan'a her idmanda meydan okuması vs. Daha bir çok şey var. İyi seyirler.

 1.parça:


drm1 ile  3030fm

2.parça:


drm2 ile  3030fm

Cuma, Ekim 12, 2012

Kobe-Parker Atışması



Geçen gün Portland maçından sonra Kobe birkaç muhabire eski takım arkadaşlarıyla ilgili epey sallamıştı. Söylediklerinin haklı yanı olabilir ama Parker hakkında biraz fazla kaçırmıştı. Özellikle arkasından öyle atıp tutması pek hoş olmadı.

"Smush Parker, Kwame Brown ve Chris Mihm'le beraber oynarken neredeyse MVP oluyordum. Maç başına 45 şut falan kullanıyordum. Ne yapmamamı bekliyordunuz? Kwame veya Mihm'e pas atmamı mı?"

Buraya kadar söyledikleri dürüstlüğünün göstergesi. Herkesin de düşündüğü şeyler zaten. Sonrasında konuşmasına şöyle devam etmişti:

"Parker benim gördüğüm en kötü oyuncu. NBA'de hiçbir takımda süre almamalıydı. Point guard almak için biraz cimri davranınca o da kontratı buldu."


Bugün Parker bir radyo programına çıkmış ve Kobe'ye cevap vermiş:






"Söyleyecek hiçbir şey bulamıyorum. Utandım sadece. İsmimin hala o adamın ağzında ne işi var? İki yıl boyunca Los Angeles'ta bulunmuş olmak mükemmeldi. Herkes Lakers'ta süre alıp Kobe'yle yan yana oynamanın nasıl bir şey olduğunu soruyor. 2008'de de söylediğim gibi Kobe'yle oynamak abartıldığı gibi özel bir şey değildi. Yaptığı hiçbir şeye hakaret edemem. İş ahlakı muazzam, nefret etseniz bile yaptıklarını yok sayamazsınız. Onunla ilgili nefret ettiğim şey karakteri ve insanlara davranış şekli. Evet, Kobe Bryant'ın bu tarafından nefret ediyorum. Basketbol takım oyunu. Ekip işi yani. Bireysel sporlar gibi değil. Tenis veya golf değil. Eğer takımın süperstarı sizseniz takım arkadaşlarınızı rahat hissettirmeniz ve onları da oyunun içine dahil etmeniz gerekir. Ve Kobe Bryant bunu hiç mi hiç gerçekleştiremedi. 

Ben Lakers'ta idmanlara çıktım. Önüme gelen tüm point guardları geçerek o rolü hak ettim. Sezon ortasında Kobe'yle saha dışında konuşmaya çalışmıştım. Sonuçta takım arkadaşımdı. Bana onunla konuşamayacağımı söylemişti. Onunla konuşmayı hak etmem için sahada daha fazla şey yapmam gerekliymiş. Çok ciddiydi. Ancak sahada onunla konuşabiliyorduk. Konuşmaların çoğu topun ona verilmesiyle ilgiliydi.


Kobe kimseyle arkadaşlık kurmaya çalışmıyordu. Konuşmuyordu. Hep kendi özel güvenlik görevlileriyle takılıyordu. Deplasmana giderken uçağın arka kısmında tek oturuyordu. Phoenix Suns'a karşı play-off maçına hazırlanıyorduk. Phil Jackson takım içinde bağ oluşması için Lamar Odom'a kredi kartını verdi ve takımca yemeğe çıkmamızı söyledi. Yemeğe çıktık. Takımca aynı masada otururken Kobe köşede kendine özel bir masada oturuyordu.

Kısacası Kobe ne zaman mutluysa Lakers mutluydu. Kobe ne zaman gülümserse takım gülümsüyordu. Takımın adı Los Angeles Bryants olmalı.

Lakers'a uyum sağlayamadım çünkü Kobe yapması gerekeni yapmıyordu. Bir süre sonra ona pas vermeyi kestim. 2.yılımdan sonra Lakers'ta yer almamamın en büyük sebebi bu. Yani Kobe Bryant'ın kıçını yalamadığım için Lakers'ta kalamadım."

Umarım Kobe de cevap verir ama sanmıyorum. Bekleyip göreceğiz.

Perşembe, Ekim 11, 2012

2012-2013 Euroleague Sezonu Vaadleri

  Şu ana kadar çeşitli maç analizleri, Euroleague'e genel bakış vs. içerikli yazılar yazıldı. Peki bu sezon Euroleague bize neler vaat ediyor? Maddelemeye başlamadan önce belirtmek isterim ki, Olympiakos'un geçen sezon yaptıklarına baktığımızda bir daha öyle bir sezonu izlememiz vakit alabilir. Euroleague izleyicisi bu sezon televizyon başına geçtiğinde ya da salona gittiğinde beklentilerini geçen sezon yaratılan "peri masalları" tabanına oturtmamalı. Euroleague, Euroleague'dir. Avrupa'da ve hatta bazıları için tüm dünyada basketbolun "basketbol gibi" oynandığı en üst seviyeden bahsediyoruz. Lafı daha fazla uzatmadan maddelere geçelim:


  • Fenerbahçe Ülker - Kuşkusuz, Avrupa basketbolu analizlerinin de en çok merakla beklediği takım. Son yıllar içerisinde sponsoruyla birlikte başarıya yatırım için en çok çalışan takımlardan biri olarak lanse ediliyor Fenerbahçe Ülker. Buna rağmen Euroleague bazında herhangi bir başarı çizgisinden oldukça uzak kaldılar. Fakat bu sezon oluşturulan kadro ve başa getirilen koçun herkeste daha büyük bir heyecan yarattığı da bir gerçek. Avrupa'nın "elit oyun kurucularından" demenin bile hakaret sayılabileceği Bo Mccalebb'e dümeni teslim etmek mantıktan çok doğruluğun ta kendisi. Derin bir Fenerbahçe analizine girmek istemesem de şahsi fikrim; Fenerbahçe Ülker'in hala şampiyonluk için yeterli birikmişliğe sahip olmadığı. Fakat yatırım-marka-salon üçlüsünün üçüne de sahip olan bir takım için "favorilerden biri değil" demek o kadar basit değil.

  • Nikola Mirotic: The Old Knight Rises - Nikola Mirotic ismini şu ana kadar duymadıysanız burada işiniz yok zaten, ya da duymak için bir sebebiniz oldu. Sahada izlemekten ciddi manada keyif aldığım, "basketbol aklı üst düzey ve her türlü işi yapabilen" sıfatlarına doğuştan sahip bir oyuncu olarak Mirotic, Real Madrid'in Euroleague'deki eski heybetli günlerine dönüşünü başlatmak için bizimle beraber saatleri sayıyor olabilir. Real Madrid için şampiyonluktan ne düzeyde bahsedebiliriz, şüpheli. Ancak Mayıs ayında onları Londra'da izlememek için de bir sebebimiz yok. Barcelona'nın son dönem Euroleague performansı İspanya'nın diğer başıbüyüğünü arka plana itmiş olsa da geçen sezondan itibaren İspanya'da dizginleri yeniden ele alan tarafın Real Madrid olduğunu görüyoruz. Bakalım bize bu sezon neler verecekler.

  • Ettore Messina ve Yarım Kalan İşler - Geçen sezonun ağır favorisi CSKA, hedefe giden yolun son 3-4 dakikasında Ivkovic'e ve onun hastalıklı takımına kaybedince Kazlauskas'ın yerine işi tamamlaması için geçen sezonu Lakers'ta geçiren Messina getirildi. CSKA organizasyonunu muhtemelen (!) başkandan bile daha iyi bilen Messina bu sezona da ağır top CSKA ile başlıyor. Bahis şirketlerinin yine favorisi. Her CSKA dediğinizde o insana bıkkınlık getiren salonlarını hatırlarım. Eğer başarısız olurlarsa o salon da değişir. Belki. 

  • Dilenmelik: Underdogs - Euroleague'in vazgeçilmezleri elbette "underdog" olarak tarif edilen daha düşük bütçeli fakat taraftarı-oyun kimliği ile fark yaratan ve ağır toplara bir hayli sıkıntı çıkaran takımlar. Geçen sezon Cantu-Bilbao-Galatasaray üçlüsünün başı çektiği bu "tuttuğunu koparan" takımlar arasından bu sezon sadece Cantu yeniden Euroleague'de olacak. Ön elemeden gelen İtalyan ekibi yine sürpriz kovalayacak. Cantu'nun yanında bu sezon ilk kez Euroleague deneyimini yaşayacak olan Beşiktaş ve biraz da Khimki'yi sezonun kritik takımlarından sayabiliriz. 

  • Yüzü Gülmezler - Euroleague'in gediklisi olup, iddialı her sezonun ardından hayal kırıklıkları yaşayan birkaç takım için bu tanımı kullanmak pek yanlış olmaz sanırım. Başta Efes olmak üzere Milano ve Fener'i de bu kategoriye koyduk. Elimiz tam "Oly" yazarken Ivkovic'in yüz ifadesi gözlerimde canlandı ve istemsizce delete tuşuna bastım. Yüzü gülmezlerden Efes için yine olumlu şeylerden çok sorunlardan konuşuluyor fakat Oktay Mahmuti bu sefer takımını bir tık üste çıkarmak için günlerini harcayacaktır. Belki de en sağlam sigorta onlar için, o.

Yazıyı ele alırken saatin Euroleague'in başlama saatine yaklaştığını görüyor ve yazının daha espriye kaçan tarafını "belki" daha sonraya erteliyorum. Tüm basketbolseverlere hayırlı olsun: 


       

The Euroleague is Back.

Turkish Airlines Euroleague 1. hafta İddaa Tahminleri


Avrupa Basketbolu'nun Nirvana'sı Euroleague'in başlamasıyla birlikte, ben de bahis konusunda meraklı olanlara elimden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışacağım. Merve Toy gibi bir bahis profesörü olmasam da, faydalı olabilirsem ne mutlu bana..

711-CSKA Moskova-Lietuvos Rytas (8.5-16.5-150.5)

Geçtiğimiz sezona fırtına gibi giren ve bu formunu Final-Four'a kadar devam ettiren CSKA, final mücadelesinde büyük hayal kırıklığı yaratıp, tarihe geçen bir mücadelenin sonunda Olympiakos'a mağlup olarak ikincilik ile yetinme zorunda kalmıştı. Transfer döneminde en önemli iki oyuncusu Alexey Shved ve Andrei Kirilenko'yu kaybeden ve bu oyuncuların yerini Vladimir Micov ve Sonny Weems ile doldurmaya çalışan Rus ekibi, sezon boyunca bir çok sürprize gebe olacak ancak Rytas bu tür bir sürprizi yaratabilecek kalitede bir takım değil. En büyük silahı Olin Edirne'den hatırladığımız Renaldas Seibutis olan Litvanya temsilcisi, yaz dönemini oldukça sessiz geçirdi ve Janis Blums dışında dişe dokunur bir takviye yapamadı.
Bu şartlarda Rytas'ın 16.5 handikapın içerisinde kalması çok zor ama garanti oynamak isteyenler 8.5 handikaptan ilk yarı 1 oynayabilir..

Tahmin: İlk yarı 1

714-Elan Chalon-Asseco Prokom (3.5-6.5-148.5)

Bir tarafta rüya gibi bir sezon geçiren Fransa şampiyonu Chalon, diğer tarafta Union Olimpija ile birlikte Euroleague'in en kötü takımı olan Prokom. Chalon'un kadrosunda skorer forvet Blake Schilb'in olması bile ibreyi ev sahibine çevirmeye yeterli bir etken. Kaldı ki Polonya temsilcisi sezona tam anlamıyla rezalet bir başlangıç yapıp, Koszalin'e 96-82 mağlup oldu. İlk yarı ve maç sonu tercihlerinin ikisi de son derece mantıklı..

Tahmin: İlk yarı 1

717-Fenerbahçe Ülker-BC Khimki (3.5-7.5-154.5)

İtalyan anrenör Simone Pianigiani ve yepyeni bir kadro ile sezona başlayan temsilcimiz, Bo McCalebb-David Andersen-Romain Sato-Mike Batiste gibi üst düzey oyuncularla çıtayı bir hayli yükseltti. Takımın kaynaşması ve Pianigiani'nin sistemine uyum sağlaması'nın belli bir vakit alacağı aşikar ancak, takım tam anlamıyla hazır hale geldiğinde sarı lacivertli ekibin Final-Four hatta şampiyonluk adaylarının arasına girmesi oldukça olası. Geçtiğimiz sezonun Eurocup şampiyonu Khimki ise zaten Euroleague kalitesinde olan kadrosunu Petteri Koponen, Kelvin Rivers ve James Augustine gibi önemli isimlerle güçlendirdi. Evinde her takımı yenebilecek potansiyelde olan Khimki, deplasmanda ise aynı başarıyı gösteremiyor. Temsilcimiz bu maçtan galip ayrılacaktır ancak, 7.5 handikap bana biraz fazla gözüktü. 3.5 handikaptan ilk yarı 1 tercihi çok daha mantıklı..

Tahmin: İlk yarı 1

723-Armani Milano-Anadolu Efes (1.5-3.5-151.5)

Kendimi bildim bileli sezona final-four parolasıyla giren Anadolu Efes, her seferinde bir şekilde bu hedefin uzağında kalır. Kadro yapısına bakılırsa, bu sezon da hayal kırıklıkları ile geçecek gibi görünüyor. ''sistem coach'u'' olarak niteleyebileceğimiz Oktay Mahmuti'yi takımın başına getiren temsilcimiz bununla çok ters orantılı transferler yaptı. Kadrosunda hali hazırda Vujacic ve Barac gibi problemli isimler bulunmasına rağmen, hiç bir zaman ''winner'' olarak adlandırabileceğimiz türde bir oyuncu olamayan Jordan Farmar'ı dümene geçiren lacivert-beyazlılar tabir-i caizse ateşle oynadı. Kadrosunu Hendrix, Langford, Stipcevic gibi isimlerle güçlendiren Milano bu maçın net favorisi. Rahatlıkla İlk yarı 1-maç sonu 1 oynanabilir..

Tahmin: İlk yarı 1 maç sonu 1

Alt-üst tahminlerim: 714-alt (148.5) 716-alt (150.5) 725-alt (151.5)