Cumartesi, Ekim 13, 2012

Belgesel: The Dream Team

Michael Jordan'ın giydiği şeylerle makara yapan bir blogun diplerinde gördüm linkleri. İlk çıktığı zaman internetten link bulup gece gece izleyip inanılmaz keyif almıştım, hatta uyanınca bir daha üstünden geçmiştim. Basketbol tarihinin görüp göreceği en iyi takımın perde arkasında neler yaşandığını 20 yıl sonra öğrenmek bile inanılmaz keyif vericiydi. Jordan'ın "Isiah Thomas sorusu yok" derken kameraların kayıtta olmadığını düşünüp kızgın ve endişeli şekilde bakışı bile benim bu belgeselden haz almam için yeterli aslında. Veya Magic Johnson'ın Michael Jordan'a her idmanda meydan okuması vs. Daha bir çok şey var. İyi seyirler.

 1.parça:


drm1 ile  3030fm

2.parça:


drm2 ile  3030fm

Cuma, Ekim 12, 2012

Kobe-Parker Atışması



Geçen gün Portland maçından sonra Kobe birkaç muhabire eski takım arkadaşlarıyla ilgili epey sallamıştı. Söylediklerinin haklı yanı olabilir ama Parker hakkında biraz fazla kaçırmıştı. Özellikle arkasından öyle atıp tutması pek hoş olmadı.

"Smush Parker, Kwame Brown ve Chris Mihm'le beraber oynarken neredeyse MVP oluyordum. Maç başına 45 şut falan kullanıyordum. Ne yapmamamı bekliyordunuz? Kwame veya Mihm'e pas atmamı mı?"

Buraya kadar söyledikleri dürüstlüğünün göstergesi. Herkesin de düşündüğü şeyler zaten. Sonrasında konuşmasına şöyle devam etmişti:

"Parker benim gördüğüm en kötü oyuncu. NBA'de hiçbir takımda süre almamalıydı. Point guard almak için biraz cimri davranınca o da kontratı buldu."


Bugün Parker bir radyo programına çıkmış ve Kobe'ye cevap vermiş:






"Söyleyecek hiçbir şey bulamıyorum. Utandım sadece. İsmimin hala o adamın ağzında ne işi var? İki yıl boyunca Los Angeles'ta bulunmuş olmak mükemmeldi. Herkes Lakers'ta süre alıp Kobe'yle yan yana oynamanın nasıl bir şey olduğunu soruyor. 2008'de de söylediğim gibi Kobe'yle oynamak abartıldığı gibi özel bir şey değildi. Yaptığı hiçbir şeye hakaret edemem. İş ahlakı muazzam, nefret etseniz bile yaptıklarını yok sayamazsınız. Onunla ilgili nefret ettiğim şey karakteri ve insanlara davranış şekli. Evet, Kobe Bryant'ın bu tarafından nefret ediyorum. Basketbol takım oyunu. Ekip işi yani. Bireysel sporlar gibi değil. Tenis veya golf değil. Eğer takımın süperstarı sizseniz takım arkadaşlarınızı rahat hissettirmeniz ve onları da oyunun içine dahil etmeniz gerekir. Ve Kobe Bryant bunu hiç mi hiç gerçekleştiremedi. 

Ben Lakers'ta idmanlara çıktım. Önüme gelen tüm point guardları geçerek o rolü hak ettim. Sezon ortasında Kobe'yle saha dışında konuşmaya çalışmıştım. Sonuçta takım arkadaşımdı. Bana onunla konuşamayacağımı söylemişti. Onunla konuşmayı hak etmem için sahada daha fazla şey yapmam gerekliymiş. Çok ciddiydi. Ancak sahada onunla konuşabiliyorduk. Konuşmaların çoğu topun ona verilmesiyle ilgiliydi.


Kobe kimseyle arkadaşlık kurmaya çalışmıyordu. Konuşmuyordu. Hep kendi özel güvenlik görevlileriyle takılıyordu. Deplasmana giderken uçağın arka kısmında tek oturuyordu. Phoenix Suns'a karşı play-off maçına hazırlanıyorduk. Phil Jackson takım içinde bağ oluşması için Lamar Odom'a kredi kartını verdi ve takımca yemeğe çıkmamızı söyledi. Yemeğe çıktık. Takımca aynı masada otururken Kobe köşede kendine özel bir masada oturuyordu.

Kısacası Kobe ne zaman mutluysa Lakers mutluydu. Kobe ne zaman gülümserse takım gülümsüyordu. Takımın adı Los Angeles Bryants olmalı.

Lakers'a uyum sağlayamadım çünkü Kobe yapması gerekeni yapmıyordu. Bir süre sonra ona pas vermeyi kestim. 2.yılımdan sonra Lakers'ta yer almamamın en büyük sebebi bu. Yani Kobe Bryant'ın kıçını yalamadığım için Lakers'ta kalamadım."

Umarım Kobe de cevap verir ama sanmıyorum. Bekleyip göreceğiz.

Perşembe, Ekim 11, 2012

2012-2013 Euroleague Sezonu Vaadleri

  Şu ana kadar çeşitli maç analizleri, Euroleague'e genel bakış vs. içerikli yazılar yazıldı. Peki bu sezon Euroleague bize neler vaat ediyor? Maddelemeye başlamadan önce belirtmek isterim ki, Olympiakos'un geçen sezon yaptıklarına baktığımızda bir daha öyle bir sezonu izlememiz vakit alabilir. Euroleague izleyicisi bu sezon televizyon başına geçtiğinde ya da salona gittiğinde beklentilerini geçen sezon yaratılan "peri masalları" tabanına oturtmamalı. Euroleague, Euroleague'dir. Avrupa'da ve hatta bazıları için tüm dünyada basketbolun "basketbol gibi" oynandığı en üst seviyeden bahsediyoruz. Lafı daha fazla uzatmadan maddelere geçelim:


  • Fenerbahçe Ülker - Kuşkusuz, Avrupa basketbolu analizlerinin de en çok merakla beklediği takım. Son yıllar içerisinde sponsoruyla birlikte başarıya yatırım için en çok çalışan takımlardan biri olarak lanse ediliyor Fenerbahçe Ülker. Buna rağmen Euroleague bazında herhangi bir başarı çizgisinden oldukça uzak kaldılar. Fakat bu sezon oluşturulan kadro ve başa getirilen koçun herkeste daha büyük bir heyecan yarattığı da bir gerçek. Avrupa'nın "elit oyun kurucularından" demenin bile hakaret sayılabileceği Bo Mccalebb'e dümeni teslim etmek mantıktan çok doğruluğun ta kendisi. Derin bir Fenerbahçe analizine girmek istemesem de şahsi fikrim; Fenerbahçe Ülker'in hala şampiyonluk için yeterli birikmişliğe sahip olmadığı. Fakat yatırım-marka-salon üçlüsünün üçüne de sahip olan bir takım için "favorilerden biri değil" demek o kadar basit değil.

  • Nikola Mirotic: The Old Knight Rises - Nikola Mirotic ismini şu ana kadar duymadıysanız burada işiniz yok zaten, ya da duymak için bir sebebiniz oldu. Sahada izlemekten ciddi manada keyif aldığım, "basketbol aklı üst düzey ve her türlü işi yapabilen" sıfatlarına doğuştan sahip bir oyuncu olarak Mirotic, Real Madrid'in Euroleague'deki eski heybetli günlerine dönüşünü başlatmak için bizimle beraber saatleri sayıyor olabilir. Real Madrid için şampiyonluktan ne düzeyde bahsedebiliriz, şüpheli. Ancak Mayıs ayında onları Londra'da izlememek için de bir sebebimiz yok. Barcelona'nın son dönem Euroleague performansı İspanya'nın diğer başıbüyüğünü arka plana itmiş olsa da geçen sezondan itibaren İspanya'da dizginleri yeniden ele alan tarafın Real Madrid olduğunu görüyoruz. Bakalım bize bu sezon neler verecekler.

  • Ettore Messina ve Yarım Kalan İşler - Geçen sezonun ağır favorisi CSKA, hedefe giden yolun son 3-4 dakikasında Ivkovic'e ve onun hastalıklı takımına kaybedince Kazlauskas'ın yerine işi tamamlaması için geçen sezonu Lakers'ta geçiren Messina getirildi. CSKA organizasyonunu muhtemelen (!) başkandan bile daha iyi bilen Messina bu sezona da ağır top CSKA ile başlıyor. Bahis şirketlerinin yine favorisi. Her CSKA dediğinizde o insana bıkkınlık getiren salonlarını hatırlarım. Eğer başarısız olurlarsa o salon da değişir. Belki. 

  • Dilenmelik: Underdogs - Euroleague'in vazgeçilmezleri elbette "underdog" olarak tarif edilen daha düşük bütçeli fakat taraftarı-oyun kimliği ile fark yaratan ve ağır toplara bir hayli sıkıntı çıkaran takımlar. Geçen sezon Cantu-Bilbao-Galatasaray üçlüsünün başı çektiği bu "tuttuğunu koparan" takımlar arasından bu sezon sadece Cantu yeniden Euroleague'de olacak. Ön elemeden gelen İtalyan ekibi yine sürpriz kovalayacak. Cantu'nun yanında bu sezon ilk kez Euroleague deneyimini yaşayacak olan Beşiktaş ve biraz da Khimki'yi sezonun kritik takımlarından sayabiliriz. 

  • Yüzü Gülmezler - Euroleague'in gediklisi olup, iddialı her sezonun ardından hayal kırıklıkları yaşayan birkaç takım için bu tanımı kullanmak pek yanlış olmaz sanırım. Başta Efes olmak üzere Milano ve Fener'i de bu kategoriye koyduk. Elimiz tam "Oly" yazarken Ivkovic'in yüz ifadesi gözlerimde canlandı ve istemsizce delete tuşuna bastım. Yüzü gülmezlerden Efes için yine olumlu şeylerden çok sorunlardan konuşuluyor fakat Oktay Mahmuti bu sefer takımını bir tık üste çıkarmak için günlerini harcayacaktır. Belki de en sağlam sigorta onlar için, o.

Yazıyı ele alırken saatin Euroleague'in başlama saatine yaklaştığını görüyor ve yazının daha espriye kaçan tarafını "belki" daha sonraya erteliyorum. Tüm basketbolseverlere hayırlı olsun: 


       

The Euroleague is Back.

Turkish Airlines Euroleague 1. hafta İddaa Tahminleri


Avrupa Basketbolu'nun Nirvana'sı Euroleague'in başlamasıyla birlikte, ben de bahis konusunda meraklı olanlara elimden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışacağım. Merve Toy gibi bir bahis profesörü olmasam da, faydalı olabilirsem ne mutlu bana..

711-CSKA Moskova-Lietuvos Rytas (8.5-16.5-150.5)

Geçtiğimiz sezona fırtına gibi giren ve bu formunu Final-Four'a kadar devam ettiren CSKA, final mücadelesinde büyük hayal kırıklığı yaratıp, tarihe geçen bir mücadelenin sonunda Olympiakos'a mağlup olarak ikincilik ile yetinme zorunda kalmıştı. Transfer döneminde en önemli iki oyuncusu Alexey Shved ve Andrei Kirilenko'yu kaybeden ve bu oyuncuların yerini Vladimir Micov ve Sonny Weems ile doldurmaya çalışan Rus ekibi, sezon boyunca bir çok sürprize gebe olacak ancak Rytas bu tür bir sürprizi yaratabilecek kalitede bir takım değil. En büyük silahı Olin Edirne'den hatırladığımız Renaldas Seibutis olan Litvanya temsilcisi, yaz dönemini oldukça sessiz geçirdi ve Janis Blums dışında dişe dokunur bir takviye yapamadı.
Bu şartlarda Rytas'ın 16.5 handikapın içerisinde kalması çok zor ama garanti oynamak isteyenler 8.5 handikaptan ilk yarı 1 oynayabilir..

Tahmin: İlk yarı 1

714-Elan Chalon-Asseco Prokom (3.5-6.5-148.5)

Bir tarafta rüya gibi bir sezon geçiren Fransa şampiyonu Chalon, diğer tarafta Union Olimpija ile birlikte Euroleague'in en kötü takımı olan Prokom. Chalon'un kadrosunda skorer forvet Blake Schilb'in olması bile ibreyi ev sahibine çevirmeye yeterli bir etken. Kaldı ki Polonya temsilcisi sezona tam anlamıyla rezalet bir başlangıç yapıp, Koszalin'e 96-82 mağlup oldu. İlk yarı ve maç sonu tercihlerinin ikisi de son derece mantıklı..

Tahmin: İlk yarı 1

717-Fenerbahçe Ülker-BC Khimki (3.5-7.5-154.5)

İtalyan anrenör Simone Pianigiani ve yepyeni bir kadro ile sezona başlayan temsilcimiz, Bo McCalebb-David Andersen-Romain Sato-Mike Batiste gibi üst düzey oyuncularla çıtayı bir hayli yükseltti. Takımın kaynaşması ve Pianigiani'nin sistemine uyum sağlaması'nın belli bir vakit alacağı aşikar ancak, takım tam anlamıyla hazır hale geldiğinde sarı lacivertli ekibin Final-Four hatta şampiyonluk adaylarının arasına girmesi oldukça olası. Geçtiğimiz sezonun Eurocup şampiyonu Khimki ise zaten Euroleague kalitesinde olan kadrosunu Petteri Koponen, Kelvin Rivers ve James Augustine gibi önemli isimlerle güçlendirdi. Evinde her takımı yenebilecek potansiyelde olan Khimki, deplasmanda ise aynı başarıyı gösteremiyor. Temsilcimiz bu maçtan galip ayrılacaktır ancak, 7.5 handikap bana biraz fazla gözüktü. 3.5 handikaptan ilk yarı 1 tercihi çok daha mantıklı..

Tahmin: İlk yarı 1

723-Armani Milano-Anadolu Efes (1.5-3.5-151.5)

Kendimi bildim bileli sezona final-four parolasıyla giren Anadolu Efes, her seferinde bir şekilde bu hedefin uzağında kalır. Kadro yapısına bakılırsa, bu sezon da hayal kırıklıkları ile geçecek gibi görünüyor. ''sistem coach'u'' olarak niteleyebileceğimiz Oktay Mahmuti'yi takımın başına getiren temsilcimiz bununla çok ters orantılı transferler yaptı. Kadrosunda hali hazırda Vujacic ve Barac gibi problemli isimler bulunmasına rağmen, hiç bir zaman ''winner'' olarak adlandırabileceğimiz türde bir oyuncu olamayan Jordan Farmar'ı dümene geçiren lacivert-beyazlılar tabir-i caizse ateşle oynadı. Kadrosunu Hendrix, Langford, Stipcevic gibi isimlerle güçlendiren Milano bu maçın net favorisi. Rahatlıkla İlk yarı 1-maç sonu 1 oynanabilir..

Tahmin: İlk yarı 1 maç sonu 1

Alt-üst tahminlerim: 714-alt (148.5) 716-alt (150.5) 725-alt (151.5) 



Çarşamba, Ekim 10, 2012

Euroleague Başlıyor!


                             

Bekleyişlerimiz Perşembe günü itibariyle son buluyor ve Euroleague'e CSKA Moskova - Lietuvos Rytas maçıyla merhaba diyoruz. Bizi daha çok ilgilendiren tabii ki temsilcilerimizin maçları. Fenerbahçe ve Efes'in kadroları itibariyle beklenti oluşturduğunu söylesek de; Final Four yapmanın kolay iş olmadığını, sadece kadro kalitesiyle ilintili olmadığını, bir organizasyon, bir gelenek işi olduğunu hatırlatalım naçizane.

EL şampiyonluğu için otoritelerin favorisi yine CSKA. Kirilenko ve Shved NBA tercihlerini kullandılar ama Aaron Jackson, Sonny Weems, Drew Nicholas ve Zoran Erceg gibi direkt etki edebilecek oyuncuları takviye ettiler kadrolarına. Jamont Gordon Galatasaray'a, Darijus Lavrinovic Zalgris'e gitti. Süre bulamayan Meija Banvit'in yolunu tutarken; Siskauskas da basketbolu bıraktı. Takımdaki en önemli değişiklik ise koç olarak Ettore Messina'nın görev yapacak olması. Yaz başında adı Fenerbahçe ile de anılmıştı İtalyan koçun ama o CSKA'yı tercih etti.

CSKA'yı en çok zorlaması beklenen takımlar ise Barcelona, Real Madrid, Fenerbahçe, Maccabi ve Olympiakos... Arkadan da Panathinaikos, Efes, Caja Laboral ve Unics sürpriz yapabilecek takımlar olarak görünüyor... Hoş, Panathinaikos'un Final Four yapmasının neresi sürprizse? Tabii ki benchte ve parkede gözle görülür bir kalite azalması mevcut yoncalarda... Gruplara bakacak olursak;

A Grubu: Panathinaikos, Real Madrid, Fenerbahçe, Union Olimpija, Khimki, Cantu
B Grubu: Maccabi, Siena, Unicaja Malaga, Alba Berlin, Chalon, Asseco Prokom
C Grubu: Olympiakos, Caja Laboral, Anadolu Efes, EA Milano, Zalgris, Cadevita
D Grubu: CSKA, Barcelona, Partizan, Brose Baskets, Lietuvos Rytas, Beşiktaş

Artık kendi takımlarımıza dönelim ve ilk maçlara bakalım... Fenerbahçe Perşembe, Efes ve Beşiktaş Cuma günü oynayacaklar ilk maçlarını. O halde Fenerbahçe ile başlayalım...




FENERBAHÇE ÜLKER - KHIMKI MOSKOVA

Fenerbahçe'de kadroya Bremer eklendi. Bir 1 numara ihtiyacından bahsetmiştik zaten, Papaloukas'ı bekliyorduk ama Bremer'den de şikayetçi değiliz. Henüz hiçbir maça çıkmadı kendisi ama geçmişi ve kalitesi ortada. Ayrıca o yazıdan sonra bir de Boston Celtics maçı oynandı ki çoğumuzun hayatı boyunca unutamayacağı güzellikte anılar bıraktı hafızalarda. Bir NBA takımını yenen ilk yerli, 6. Avrupalı takım oldu Fenerbahçe. Boston Celtics karşısında alınan galibiyetin ötesinde Bo ve Sato'nun takıma sağladığı uyumu, Oğuz'un yüksek formunu ve Barış Ermiş'in çok iyi bir alternatif olduğunu görmüş de olduk. Euroleague başlamadan önceki bu gelişmeler oldukça sevindirici. Batiste çok az oynadı, hafif sakatlığı var. Andersen hazır değil. Kaya takıma göre çok daha az seviyelerde... Böyle baktıkça uzun rotasyonunda sıkıntıya düşebileceğimiz düşünülse de bir NBA takımına karşı oyunun önemli bir bölümü 4 kısayla oynayan Pianigiani'nin EL'de de bunu sıkça deneyeceği ortada. İlkan da bu anlamda özellikle şu dönemde oldukça kritik roller üstlenecek gibi duruyor...

Biraz da Khimki'ye bakalım. Khimki'nin kadrosunda ilk göze çarpan isimler Monya, Fridzon ve Planinic... Monya ve Fridzon her türlü işi yapabilecek, koçların takımlarında görmekten mutluluk duyacağı, ekstra işlerin adamları. Planinic ise pozisyonuna göre uzun boyu ve tecrübesiyle takımı yönlendirmede usta bir isim. Yalnız Planinic'in Bo McCalebb'in ayak çabukluğu karşısında çok zor durumlarda kalacağını da öngörebiliriz. Ayrıca her işi yapabilecek bir Fridzon varsa Khimki'de, Fenerbahçe'de hem Ömer hem de Sato var... Monya ise tahminimce bizi en fazla zorlayacak kişidir Khimki'de.

Geçtiğimiz sezonun Eurocup şampiyonu Khimki'de Kelati, Quinn ve Gelabale gibi üç önemli isim takımdan ayrıldılar. Rivers ve Koponen transferleri ile o açığı kapatmaya çalışacaklar. Ayrıca pota altına yapılan Davis ve Augustine transferleri Khimki'yi çok yönlü bir takım haline getirecektir. Takımın baş aktörleri dışında kalan oyuncuların fazlaca EL tecrübesi olmaması bu maç için bir avantaj Fenerbahçe adına.

Fenerbahçe adına her şey güllük gülistanlık değil elbette. Boston Celtics maçından 1 gün önce oynanan Galatasaray maçında takımın üç sayılık atışlarda yakaladığı düşük isabet oranı, Boston Celtics maçında hem de NBA standartında ölçülerin kullanıldığı maçta dengesini bulmuştu. Rakibimiz net olarak bir şut takımı iken, bizim de çizginin gerisinden ortalama bir seviyede isabet oranı yakalamamız şart. Buradaki istikrarsızlık başımızı ağrıtabilir...

Khimki ile ilgili daha net ve doyurucu bir yazı okumak isteyenleri de şuraya alalım. Üzerine ekleme yapabileceğimiz veya yanlış bir değerlendirme olarak bahsedebileceğimiz tek bir konu bile kalmamış: 

Sonuç olarak Eurocup şampiyonu, disiplinli ve şutör bir takımla başlıyoruz serüvene. Hafife alırsak büyük hayal kırıklığı yaşarız...




BEŞİKTAŞ - PARTIZAN BELGRAD

Geride bıraktığımız sezonu 3 kupayla tamamlayan, bu sezon öncesi de Efes'i geçerek Cumhurbaşkanlığı Kupası'nı kazanan Beşiktaş; sponsorsuzluktan dolayı zorlandığı yaz sezonunda beklentilerin ötesinde bir kadro kurmayı başarabildi. Koç Ergin Ataman ve oyuncular Erwin Dudley ile David Hawkins Galatasaray'a, Zoran Erceg CSKA'ya, Kemp Siena'ya, Bonsu bir bilinmeze ve Arroyo da boşluğa gidince takımın iskeleti çökmüş oldu. Fenerbahçe'den Vidmar ve serbest kalan Jerrels, Galatasaray'dan Cevher ve Tutku, Telekom'dan Muratcan Güler ile yurt içi takviyeleri yapan Beşiktaş; Cristopher, Dasic, Falker ve Markota transferleri ile yurt dışı transferlerini de tamamladı.

Şimdi elde imkanlar ölçüsünde iyi ama EL bağlamında yetersiz/tecrübesiz bir kadro var. Yetersiz, tecrübesi ve gelişime açık diyebileceğimiz bir kadro için çok uygun bir koç, Erman Kunter var başlarında... Beşiktaş için Partizan ile içeride oynayarak EL sezonuna başlangıç yapmak bulunmaz bir fırsat...

Partizan'a bakacak olursak EL sitesinde ismi bulunan 13 oyuncudan 12'si 24 ve altı yaşında. Hatta 1990 ve sonrası doğumlu 9 oyuncu bulunuyor. Açıkçası Partizan ile ilgili bilgileri sadece lig maçlarında ortaya çıkan istatistiki verilerden elde edebiliyoruz. Takımın muhtemel ilk 5'i: Thomas, Lucic, Milosavljevic, Gordon, Musli. Ligde oynanan ilk 3 maçta ortaya çıkan istatistiklere göre takımın hücumu 91 doğumlu pivot Musli üzerinden dönüyor. Dışardan ise sadece son Cibona maçında oynayan Lucic'in etkili bir hücum silahı olabileceğini söyleyebiliriz.

3 sayılık atış yüzdesi hiç de iyi olmayan Partizan'da Milosavljevic ve Gordon'un fazlaca top kaybı yaptıklarını görebiliyoruz. Fakat hücum ribauntlarını fazlaca kovalıyorlar ve Musli ile Gordon bu konuda oldukça etkili görünüyorlar...

Beşiktaş'ın saha ve seyirci avantajıyla, tecrübesiz rakibini geçeceğini düşünsek de; rakip koçun efsane Dusko Vujosevic olduğunu hatırlatmakta fayda var. Bu maç ne getirir bilinmez ama Partizan'ın iç sahada bu koçla ve o taraftarla; 1-2 önemli sürpriz yapmasını bekleyebiliriz...




EMPORIO ARMANI MILANO - ANADOLU EFES


Geçen sene çok iyi bir kadro ve başlarında Scariolo ile çok kötü bir başlangıç yapan Milano sezonun ikinci yarısında nispeten performansını arttırmayı başarmıştı. Bu sene kadroları biraz daha iyi diyebiliriz. Hendrix, Langford ve veteran Basile ile güçlendirdiler kadrolarını. Omar Cook, Bourousis, Fotsis, Hairston gibi üst düzey adamların yanı sıra Melli, Gentile ve Giachetti gibi önemli özkaynaklara da sahipler.

Hazırlık maçında Boston'dan 30 sayı fark yediler, ligde de son hafta Bologna'ya 67-64 ile boyun eğdiler. Hücumda Hairston ve Langford'un ellerine bakıyorlar. Bourousis de içeriden oldukça katkı vermeye çalışıyor. Ama Milano'nun 70-75 barajını aşması için Fotsis, Hendrix ve/veya Cook gibi isimlerin de skora katkı sağlaması şart. Bu oyuncuların an itibariyle istikrarlı olarak skor üretebileceklerini söylemek zor. Efes maçında ne olur, hep beraber göreceğiz. İç sahada oynayacak olmaları ve Efes'in form grafiği onların en önemli avantajları açıkçası...

Efes'te ise bir koç değişikliği yaşandı. Ligi Galatasaray ile lider bitiren fakat sonrasını getiremeyen Oktay Mahmuti yuvaya dönüş yaptı. Galatasaray'dan öğrencisi Lucas Gordon'u, NBA'de aradığını bulamayan Semih'i, yine geçtiğimiz senenin bir kısmını Maccabi'de kalanı NBA salonlarınınn benchinde geçiren Farmar'ı ve Karşıyaka'dan Birkan Batuk'u takıma kazandırdı. Takımda 4 tane (Semih, Batiste, Barac ve Ermal) pivot olması fakat saf 3 numara diyebileceğimiz (Hawkins ya da Emir gibi) 1 kişinin bile bulunmaması garip. Vujacic, Sinan, Birkan ile oraları doldurmaya çalışsalar da oyun dengesini sağlayabildiklerini göremedik henüz. Yine 1 numara pozisyonu da fazlaca şişkin. Kerem, Farmar, Gordon, Doğuş gibi isimler var. Oktay Mahmuti iki oyun kurucu ile oynamayı sevdiği için bunun takım içinde bir sıkıntı yaratmayacağını söyleyebiliriz tabi ki.

Anadolu Efes kadrosunun hakkını verebilecek mi? Geçen seneki soruyla aynı. Bu sefer daha yeterli bir koç var başlarında. Ama sistem? Efes kaybettiği/unuttuğu geleneğini yeniden bulabilecek/hatırlayabilecek mi, merakla izleyeceğiz...

Yazı: Berk Kalkan

Salı, Ekim 09, 2012

NBA Takım Sahipleri Formalara Reklam İstiyor



Yaklaşık 3 ay önce bu konu yine gündeme gelmiş, gelecekte formalara reklam gelebileceği söylentileri çıkmıştı. Sanırım NBA takım sahipleri dışında bu işe olumlu bakan kimse yok. Olmaması da gayet normal. 66 yıllık lig tarihinde böyle bir şey yok çünkü. NBA dışında dünyanın neresine giderseniz gidin formalarda reklamlar var. WNBA'deki takımların formalarında da reklam var mesela. Çünkü daha ufak bütçeye sahip olduğundan ligi döndürmek için o reklamlara büyük ihtiyaç duyuluyor. Bazı takım sahiplerinin bu konuda giderek daha ısrarcı olması şahsen beni endişelendiriyor. Ne fark eder derseniz, çok şey be abi. Kobe'nin formasının üstünde Taco Bell yazsa güzel mi olur, bence olmaz.

Stern'ün açıklamalarına gelecek olursak, kendisi bu işe pek sıcak bakmadığını ama diğerlerinin bir anlaşmaya varması halinde karşılarında durmayacağını ve formalara reklam geleceğini söylemiş. Takım sahipleri bu konuda ikiye ayrılıyor. Reklamlardan elde edilecek paranın kendilerine büyük rahatlık getireceğini düşünenlerin sayısı hiç az değil.  Bildiğimiz üzere paranın söz konusu olduğu taraf her zaman kazanır. Muhtemelen yakın gelecekte formalarda reklam göreceğiz.

                                                             

Euro-Step Euroleague Preview Magazine

                                  I FEEL DEVOTION!

Adamlar yapmış. Real Madrid ve Pao yazılarını okuyabildim daha. Fakat 10 numara çalışma olmuş diyebilirim şimdiden. İngilizce bilenler için Euroleague sezonu öncesi ne olup ne bittiği yönünde çok güzel bir kaynak.

Okumak için buradan.

Pazartesi, Ekim 08, 2012

Ve Harden Şükretti..



NBA Sezon Öncesi Maçları-3

Şaka maka başlayalı 3 gün oldu. Bu hafta EL maçlarının sonrasında ligimizin başladığını düşününce heyecanlanıyorum. NBA'de taraftarı olduğum Bulls'un başına gelenler sebebiyle pek umutlu olmasam da bu yıl Euroleague' fazla beklentilerle giriyorum kendi açımdan. Beşiktaş dışındaki takımlarımız geçtiğimiz yıllara nazaran çok sağlam geliyorlar. Her neyse konuyu saptırmadan dün akşam oynanan maçlara geçelim.



Boston Celtics'in resmi sitesindeki değerlendirmede yer aldığı gibi "Milano takımı Fenerbahçe'nin gücünde değil" diye söylemek yanlış olmaz. İlk maça nazaran Garnett ve Pierce çok daha az süre aldı. Bunun sebebini maçın farka gitmesi olarak açıklayabiliriz. Fenerbahçe maçının Jeff Green'le birlikte en iyi ismi olan Sullinger ilk maça nazaran daha az süre alsa da 9 sayı 7 ribaundla ilk maçtaki oyununun tesadüf olmadığını gösterdi. Millsap'in ilk sezonki haline benzetiyorum onu biraz. Celtics'e çok faydalı olacağını düşünüyorum. Öte yandan Jeff Green cidden çok formda. Yaz boyunca çalışmış olmalı. Ayrıca dün gördük ki Rondo yaz boyunca Asya gezisi veya GQ'la çalışmak dışında oldukça da şut idmanı yapmış.




Videonun en ilginç yanı Ray Allen'ı Miami Heat forması içinde görmek oldu doğal olarak. 34 numarayı tekrardan giymesi de cabası. Hazırlık maçı olduğu için sonuçlara değil de kadrolara yöneliyorum daha çok. Heat'in kadrosu geçen seneye göre çok daha iyi. Ray Allen gibi hala çok yüzdeli sokan-geçen sezon%45'le üçlük attı- keskin bir şutörün Miami'ye katkısı herkesin beklediğinden çok daha fazla olacak. Ne kadar sağlıklı kalabileceği soru işareti olsa bile Heat adına çok doğru hamleydi. Lewis'in yerine pivot alınabilir miydi sorusu geliyor akıllara. Çünkü takımın hala gerçek bir pivotu yok. Joel Anthony veya Pittman'ı saymıyorum. Sayılacak bir yanları yok çünkü. Milicic hamlesi bile çok mantıklı olurdu onlar adına. Özellikle Lakers gibi pota altı inanılmaz olan takımlara karşı işin savunma kısmında neler yapacakları merak konusu. Bu sene LeBron'u 4 numara oynarken epeyce göreceğiz. Zaten verdiği demeçlerde boyalı alandaki oyununu geliştirmek için uğraştığını söylemişti. Geçen sene bir şekilde pivotsuz şampiyon olmayı başardılar. Fakat bu sene finalde Lakers'la eşleşirlerse boyalı alanda başları epey ağrıyabilir.

Hawks içinse söyleyeceklerim sınırlı. NBA'de Bobcats'ten bile daha amaçsız gördüğüm bir organizasyon kendileri. 6. olayım, ilk turda eleneyim kafasındalar yıllardan beri. Joe Johnson'a 6 yıl $126 milyon vererek bunu kanıtlamışlardı. Johnson'ı göndererek en azından bazı şeyleri değiştirmeye çalıştıklarını gösterdiler. Louis Williams, Devin Harris'i aynı anda takıma katmaları kulağa tuhaf geliyor. Teague de hala takımda.



Bu sene konferanslarının diplerinde yer alması beklenen iki takım. Hornets'te gecenin en komiği Ryan Anderson'dı. Howard olmayınca feci halde oyunun geriye gideceğini söylemiştim. Howard'sız dönemde beni utandırmıştı. Fakat ilk maçında 11'de 1'le oynadı Anderson. Kontrat yaramamış gibi. Robin Lopez gibi yetenek yoksunu birinin hala ilk beş başlıyor olması can sıkıyor. Onlar için en önemli soru Davis'in sezon içinde neler yapacağı. Rivers'tan beklentiler o kadar yüksek değil.

Magic taraftarı ve takımıyla ligin en yıkılmış takımı olabilir. Howard'ı yollarken süperstar alamamaları onların suçu tabii ki. Afflalo ve birkaç çapulcu yerine Bynum'ı alabilirlerdi mesela. Takımın süperstarı Nelson'la tekrar imzaladılar. Turkish Jordan'dan da çok şey bekliyorlar bu sene. Dün 5'te 1 atarak başladı sezona. Konferanslarında ilk 10'a girerlerse büyük iş başarmış olurlar ama çok zor. 2013 Draftı için çalışmaya başlasınlar şimdiden.



Herkesin ne yapacaklarını merakla beklediği takım Lakers Warriors'la karşılaştı. Bilindiği üzere Howard'ın sırtındaki sakatlığı devam ediyor. Sezonun başlarını da kaçıracağı konuşuluyor. Fakat en azından 10 numaralı formasıyla Steve Nash'i görebildik. Mike Brown 19 oyuncuya şans verdi. Howard'ın yerine Kanadalı çaylak Sacre'ye ilk beşte süre buldu. Ancak geçen sene önemli işler yapan Jordan Hill'in normal sezonda Howard'ın back-up'ında kimselere süre bırakmayacağını düşünüyorum. Keza Jamison'ı da 4 numarada kullanacağını düşünürsek o iki pozisyonda oldukça zengin kadroya sahip Lakers. Herkesin merakla cevabını beklediği soru Nash ve Kobe'nin topu nasıl paylaşacaklarıydı. Normal sezon başlamadan cevabını öğrenmek mümkün değil. Kobe'nin geçen sene maç başına 38 dakikada 23 şut kullandığını hatırlatalım. Howard, Nash ve Gasol'ü barındıran bu kadroda o kadar şut kullanacağını düşünmüyorum.

Warriors ise 3-4 yıldır aynı. Tempolu oynayıp atarak kazanmaya çalışıyorlar. Geçen sezon Bogut'u alarak  iyi fakat riskli bir hamle yaptılar. Bogut sağlıklı kalabilirse Lee ile boyalı alanda epey etkili olacaklardır. Ayrıca 3 yıldır ülkemizde oynayan Kinsey Warriors'ın kadrosunda. Dün Curry kadroda değildi. Bogut ve Curry takıma katılınca her şey netlik kazanacak.

İlk iki günün yazıları için tıklayın.

Not: Takımların her maçından sonra dağınık dağınık notlar sunacağıma izleyip en sonunda takım değerlendirmeleri yapmaya karar verdim. Takipte kalın.

Enes Lütfen Dans Etme




Pazar, Ekim 07, 2012

NBA Sezon Öncesi Maçları-2

Dün gece NBA sezon öncesi hazırlık maçları kapmasında oynanan 4 maç vardı. İlk gün Fenerbahçe Ülker Boston Celtics'i İstanbul'da ağırlamıştı. İlk gün yazısı için buradan.

Hazırlık dönemi olduğundan dolayı takımlar %50'lerini bile gösteremiyorlar çoğu zaman. Çaylaklar ve hazırlık kampında yer alan yeri sağlam olmayan oyuncuları görmek açısından çok önemli bir dönem elbette. NBA Europe Live Tour 2012 kapsamında oynanan Mavs-Berlin maçıyla başlayalım.

Dallas Maverics Alba Berlin'i 89-84 mağlup etti.



Dallas Mavericks şampiyon olduktan sonra 2012-13 sezonu öncesindeki transfer sezonuna odaklanmıştı. Chandler'a kontrat vermemelerinin sebebi Deron Williams veyahut takımı Nowitzki'yle birlikte sırtlayabilecek bir oyuncu almaktı. Bir aralar Howard da listelerinde yer alıyordu. Ancak yaz dönemi onlar için hayal kırıklığıydı. Özellikle çoğumuz Williams'ın Nets'ten ayrılıp Texas'ın yolunu tutacağına kesin gözüyle bakıyorduk. Yaz döneminde hiçbir şey yapmadı da değiller tabii. Mayo, Kaman ve Brand oldukça iyi eklemeler. Lige gelmeden önce Mayo hakkında ne konuşulduysa tersi çıktı. Ciddi ciddi süperstar olabileceği konuşuluyordu ancak geçtiğimiz birkaç sezonda pek bir şey göremedik. Brand'in kariyerini ise sakatlık öncesi ve sonrası diye ayırmak gerekli. Dallas'ta 2.beş sahadayken boyalı alanda skor yükünü çekecektir. Kaman ise Haywood ve Brandon Wright'tan sonra çölde bulunan vaha gibi. Kaman dünkü maçta yapabileceklerinin ufak bir özetini gösterdi. Boyalı alanda bitirdiği basketlerden ziyade orta mesafeli şutunun olması takım arkadaşlarının içeri penetrelerinde rakibin boyalı alana gömülmesini engelleyecektir.

Dünkü maçın Mavericks tarafından en olumsuz yanı Beabouis'nın bileğinin dönerek maçı yarıda bırakmasıydı. Pazartesi sabahı durumu belli olacakmış. Ligin underrated oyuncuları arasına koyabileceğim Shawn Marion ve Vince Carter da bu takımın sırtını dayayacağı oyuncular olacak. Carter'ın yüzdeli şut atması ve Marion'ın işin savunma kısmında göstereceği efor çok çok önemli. Ayrıca geçtiğimiz sezonu -kendi standartlarında- kötü bir şut yüzdesiyle bitiren Nowitzki'nin bu sezon göstereceği performans, takımın normal sezonu nerede bitreceğini belirleyecek en büyük etkenlerden biri olacak. Mavericks Europe Live Tour'daki son maçını yarın Barcelona'ya karşı oynayacak. Bu arada bugünkü Real Madrid-Barcelona derbisinde tribünde olacaklar.

Alba Berlin için ise söyleyecek pek bir şey yok benim açımdan. Bundesliga'da ne oluyor ne bitiyor pek bilmiyorum ama Euroleague'de işleri çok zor. Ligin en kolay grubuna düşmelerinden dolayı bir üst tur gelebilir fakat oradan sonrası imkansız. Tar Heels çıkışlı Thompson'a sırtlarını dayamış durumdalar. Euroleague Fantasy oynayanlar Thompson'a rahatça abanabilirler  Ayrıca Heiko ve Djedovic'i kadrolarında bulunduruyorlar. Elan Chalon ve Prokom'u altlarına alıp gruptan çıkabilirler.




Gecenin bir diğer maçında Grizzlies Real Madrid'i ağırladı. Grizzlies Madrid'i 105-93 mağlup etti. Real Madrid'de Felipe Reyes 1-8, Llull 2-10 ve Slaughter 2-8 saha içi isabetiyle oynadı. Genel olarak kötü şut attı Madrid. En çok dikkatimi çeken şey Gay'in 38 dakika, Conley'nin 36 dakika ve Gasol'ün 34 dakika sahada kalması oldu. Hollins hazırlık maçı olduğunu unutmuş olsa gerek. Kadroda olup olmayacağı belirsiz 5-6 oyuncuya süre dahi vermedi. En azından Celtics, Spurs ve Mavericks gibi Avrupa takımlarına karşı oynayan iki takımın yaptığı şeyi yapmadılar.


Real Madrid'in geçtiğimiz sezona göre daha iyi bir kadrosu olduğunu söylemek pek yanlış olmaz. Özellikle  Rudy Fernandez Euroleague'de büyük fark yaratacaktır. Fenerbahçe Ülker'le birlikte grup liderliği için çekişeceklerini düşünüyorum. Llull'ü hiç sevmediğimden mi bilemiyorum ama Sergio Rodriguez varken Llull'ün oynaması bana garip geliyor. Dün de 20 dakika içinde yaptığı 10 asistle klasını konuşturdu Rodriguez.

Memphis Grizzlies kadrosunu tam anlamıyla koruyan birkaç NBA takımından biri. Play-off'larda Clippers'a 28 sayıdan maç verdiklerinde sezon kısmen bitmişti onlar için. Ellerine daha birçok kere şans gelse de o maçı verdiklerinde film kopmuştu kanımca. Zach Randolph ve Marc Gasol'lü pota altıyla ligin bu alanda iyi takımlarından. OJ Mayo dışında takımdan ayrılan önemli bir oyuncu olmadı. Bayless dışında hatırı sayılır katkı verecek biri de gelmedi. Wayne Ellington'ın fazlaca süre alacağını düşünmüyorum. En başta söylediğim gibi Grizzlies kadrosunu koruyarak yoluna devam etti. Geçen seneden bildiğimiz üzere, çok üst düzey basketbol oynayabilen fakat zaman zaman ritm bozukluğu yaşayıp basit hatalarla maç verebilen bir takım. Mayo'nun benchten getirdiği katkıyı arayabilirler.



Spurs Siena'yı 29 sayı farkla mağlup etti. Pop tam tamına 18 oyuncuya şans verdi. Esasında sezon öncesi maçlarından beklenen ve bana göre doğru olan şey Pop'ın yaptığı gibi nasıl bir performans vereceği belli olmayan oyuncuların ne yapacağını görmektir, yani onlara süre vermek.

Öncelikle Siena bitmiş diyerek başlayalım. Cidden bitmiş. O her sene F4'ü zorlayan takımdan eser yok. Kadronun yaşadığı değişim olumsuz anlamda inanılmaz.Kolay gruba düştüklerinden dolayı Top 16 göreceklerdir fakat ilerisinin olacağını düşünmüyorum. Ayrıca Brown her maç 15-20 şut kullanacaksa işleri var. Ne diyim taraftarına Allah sabır versin.

San Antonio Spurs ise tıpkı Grizzlies gibi kadrosunu tam anlamıyla koruyor. Yüzüğü parmağına takmış Eddy Curry dışında dikkatimizi çeken çok fazla isim yok. De Colo'nun ne yapacağı merak konusu. Parker'ın backup'ında bulduğu sürelerde kendi oyununu NBA arenasına taşıyabilirse kalıcı olabilir.  Takım için tek olumsuzluk 3 büyük oyuncusunun her sene bir yaş ilerlemesi konusu. Fakat bu mevzu 3-4 yıldır dönüyor zaten. Parker'ı bir kenara koyalım adam daha 30 yaşında. Ginobili 35, Duncan 36 yaşında. Geçen sezonun bana göre en iyi iki çaylağından biri olan Leonard'ın 2.sezonunda nasıl performans göstereceği onlar adına çok önemli. Ve son olarak Boris Diaw hala kilo vermemiş. Normal sezonda Diaw ve Curry'li bir pota altı görmek nasip olur umarım.



Gecenin en güzel maçı Las Vegas'ta oynandı. Ty Lawson'ın son saniye basketiyle Nuggets Clippers'ı 106-104 mağlup etti. Deandre Jordan'ın 'NBA'in geleceği' Javale McGee'ye art arda 3 blok vurması canımızı oldukça sıktı. İşin şakası McGee'nin beyin ameliyatına ihtiyacı var. Karşısında 70-80 cm'lik çocuklar olduğunu sanıyor bazen. Topu korumayı veya rakibin blok vurup vuramayacağını düşünmeden hareket ediyor. Neyse annesini özledim, dürüstçe itiraf ediyorum.



Nuggets'ta Anthony Carter'ın hala süre aldığını görünce kendimi yaşlı hissetim. 37 yaşında fakat basketbol kariyeri ben bebekken bitmeliydi, ayrıca geçtiğimiz sezon hiçbir şey yapmadı. Takımda ona gelene kadar birçok isim var, Karl muhtemelen süre vermeyecek ama takımda olmasını da pek anlamıyorum. Keza Koufos'u da geçtiğimiz sezon 24 maçta ilk beş oynattı. Mozgov'un Koufos'tan çok çok daha iyi olduğunu düşünüyorum. Nuggets'ın olay takas sonucunda kadrosuna kattığı Igoudala, onların bu yaz için en önemli hamlesi. Afflalo karşılığında geldiğini düşünürsek ucuza kapattıklarını söyleyebiliriz. Geçtiğimiz sezon pek süre alamayan Jordan Hamilton dün 17 sayıyla oynadı. Bu sene 10-15 dakika civarında süre alabilir. Nuggets geçtiğimiz yıla göre biraz daha şekillenmiş bir kadroya sahip.

Clippers cephesinde oldukça fazla yeni isim var. Willie Green, Lamar Odom, Grant Hill, Matt Barnes, Jamal Crawford. Ronny Turiaf.. Sanika Boru Elazığspor gibi oradan buradan oyuncu aldılar. Gerçi takımın ana parçaları olduğu gibi duruyor. Paul, Griffin, Jordan vs. Yeni oyuncuların takıma adapte olup olamayacağı çok önemli. Lamar Odom'ın geçen sezon yaşadıkları ortada. Bu sezon yeterli seviyede konsantre olacağını düşünüyorum. Yaşına rağmen hala çok değerli bana kalırsa. Flop cezaları en çok bu takımı vurdu. Griffin ismi başlı başına yeterli. Merakla bekliyoruz. Önümüzdeki birkaç maçta yeni oyuncuların performanslarını daha iyi göreceğiz. Çünkü Paul dün gece oynamadı.

Bugünün Programı:

19:Milano-Celtics
21:Bobcats-Wizards-Yeni Bobcats keyif verecek :( -
21:30:Magic-Hornets
05:Lakers-Warriors