bugra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bugra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Perşembe, Ağustos 12, 2010

Siz Hiç Hamile Papa Gördünüz mü?


Soru ilginç cevabıysa bir hayli ilgi çekici Hristiyanlık aleminde 13. yüzyılda kayda geçmiş biraz da söylenti ve kulaktan dolma bilgilerle yığınla büyümüş bir efsaneden bahsedeceğim bugün.Murat Bardakçı popüler tarihten nasibini almış biri olarak rutin şekilde işler bu konuyu ama ben biraz daha ilgi çekici olmak için sanatsal ve düşünürlerin yorumlarıyla ilginizi çekmeye çalışacağım.Papa joan 855 yılı civarı papalık makamına oturduğu rivayet edilen ilk ve tek kadın papadır hatta resimde gördüğünüz o alet joan dan sonra papaların erkeklik kontrolü için konulmuş, kardinallerin papanın testislerini kontrolüne imkan sağlıyordu nitekim bu efsaneye pek inanmasamda Vatikan Müzesinde bu koltukla karşılaşınca biraz afalladım doğrusu ve efsane ilgi çelici boyut aldı.peki Vatikan ne diyordu bu koltuğa açıkcası 15. yüzyıla kadar nedeni çözülememiş olan "sedes stercoraria" nın vatikan tarafından açıklamasında ilk kez 1099 yılında Romada ki Aziz Lateren Kilisesinde Papa 2. Pascal tahta çıkış için kullanıldığımı söylüyor.Sözü uzatmadan joan dan bahsedelim ilk bayan papa olduğu rivayet edilen joan almanya yakınlarında doğmuş annesinin gücü ve nüfuzu sayesinde 19 yaşında girdiği vatikandan çok geçmeden papa olarak konumlanmıştır burada biraz neden kadın papa bu derece saygısız ve reddedici karşılanıyor ona değinelim bir kadının papalık makamına yükselmiş olması,Hazreti İsanın havarilerinden itibaren devam eden veraset geleneğine tamamen aykırı olduğu için hemde şeytana uşaklık eden sefih bir fahişe olarak adlandırıldığından tepki duyulası bir konudur.Hatta kimileri kadın papanın Babil fahişesi olarak eski yazıtlarda yer aldığını söylemektedir.Bilgi bakımından kimselerin başa çıkamadığı bu kadın gerçek cinsiyeti bilinmeden papa olmaya layık görülmüş iki yıl 4 ay kadarda bu görevi sürdürmüştür.Ancak aşığından hamile kalınca kendini ele vermiştir aksilik bu ya çokcuk tam da Aziz Petrus Kilisesinden San Clemente Kilisesine yapılan kutsal yürüyüş sırasında dünyaya gelmiş,oracıkta linç edilen kadın aynı yere gömülmüş adı bir daha anılmamıştır.Rivayet odur ki Brescia ya 3 gün 3 gece gökten kan yağmıştır.Popüler dedik ya bu konu hakkında çekilmiş güzelde filmler var tavsiye edebilceğim daha geçenlerde alman yönetmen Sönke Worrtmann'ın "Paepsti"(Kadın Papa) filmidir. 1972 yapımı İtalyan filmi " La Papisa Juana" izlemedim ama güzel olduğunu duymuştum sanırım izlenilmeye değerdir.

Bitirirken yazıyı Vatikan alemindeki son rivayetide söylemek isterim 16. Benediktusun sondan bir önceki papa olduğu söylenegelmektedir ki şuan kendisi papalık makamındadır bakalım gerisini zaman gösterecek mutlu kalmanız dileğiyle


Salı, Ağustos 10, 2010

Bir Direnişin Öyküsü



Bu gün sizi tenzih ederim cümlelerim açık ve anlaşılır olacak yalnız doğrusu anlaşılmak mı yoksa düşündüklerini mi söylemek ? Sanırım bu konuda biraz savaşmam gerekecek bugun ki konumuz yaşayan bir efsane Athletic Bilbao kulubü bilenler bilir Bilbao ispanyanın en zengin şehirlerinden sanayisi oldukça gelişmiş ekonomik olarak refah içinde ve etnik kökeni olan bir Bask kentidir.İnsanları teoride mutlu refah içinde gözükselerde bağımsızlık nidaları, eta örgütü, savaşçı politika hepimizin ilgisini çekmiştir burada tam da takımın ismine dikkat çekmek istiyorum ispanya ligine bakacak olursak takımların çoğunun isminin real yada athleticden oluştuğunu görürüz örnek verecek olursak;Real Madrid, Real Malorca, Real Murcia,Real Zaragoza,Athletico Madrid,Real Vallodolid Real eki İspanyol diktatör Franco yanlısı yönetici taraftar yakınlık anlamına Athletic ise direnişçi anlamına gelmektedir.Kapital döngünün ortasında ,bilbao kenti eleştirilmeye değer bir unsurdur.Kuruluşu 1800 lü yılların sonlarına dayanana Athletic takımı ilk olarak liverpoolda okuyan basklı gençlerin ktir kurduğu bir kluptür ve ironiktir ki ilk ismi ingizlicedir.Takımın ilk renkleri mavi beyaz olup sonraları southampton ve sunderland etkisiyle kırmıız beyaza dönmüştür.Takımda sadece basklı oyucular oynatan athletic kulübü ne ironiktir ki 2008 yılında bir petrol sirketinin forma sponsorluğunu kabul etmiştir bu noktada biraz daha futbol ve endüstri ilişkisini incelemek için efsane sol açık Metin Kurtun, Vecdi Çıracıoğlu tarafından yazılan" Gladyatör futbol arenalarında bir isyanın hikayesi Metin Kurt" biyografisini öneririm biraz daha bilgilendirmeye devam edip bitirişide Metin Kurtun ağzından yapmak sanırım uygun düşecektir.


Bibao takımının oyuncuları için her daim milli takımlarının önünde olmuştur kentlerinin takımı öyle ki asier Del Horno milli takıma çağrıldıkdan sonra bunu açıkca dile getirmiş ve milli takımın çokda önemli olmadığını söylemiştir.Her sene pek bilinmesede Bask ve Katalan gayri resmi milli takımları maçlar yapar bu maçlarda puyol victor valdes xavi gibi tanıdık isimler yer alır.Vefekar bir futbolcu kümilitatifi vardır bakıldığında öyle ki kariyeri boyunca Athleticodan ayrılmamış, Etxeberria kariyerinin son senesinde para almadan oynamayı kabul etmiştir.Söylenecek anlatılacak daha çok şey var ama merak etmeniz dileğiyle yazıyı sonlandırıyorum dediğim gibi metin kurt imzalı bir son olacak görüşmek üzere.
"Tabanı olmayan spor emek batakhanesidir. Bizler futbolu bir oyun olduğu için sever ve oynardık ancak artık futbol para,son model arabalar ve güzel mankenler için oynanıyor.Futbolu oyun olarak severiz ancak bugun ki kullanım şekli kendi kalemize gol atmak anlamındadır devrimciler hiç bir zaman spora karşı olmadı sporun içinde yer aldılar ama her zaman yanlış tarafta yer aldılar" Metin kurt forza livorno ropörtajından..

Pazartesi, Ağustos 09, 2010

Aykırı olmak Sakallı olmak


Blog yöneticimiz Mertinde onayıyla bloga farklı bir hava katabilmek sporun sadece spor olmadığını görmeye çalışmak için yazılarıma başlıma kararı aldım.Genelde yazılarım spor kültürü spor felsefesi fizikin gündelik hayata uygulamaları gibi olacak sözü fazla uzatmadan ilk konumuza sakallı adama geçelim

Aykırı olmak Sakallı olmak


Toplumda benzer yapıda sakalları çok sıklıkla görürüz kimi vardır ki hayat boyu bu felsefeni yaşatmak uğruna sakalını kesmenden yaşar böyle birinden bahsedeceğim ilk yazımda evet aynı marks gibi sakalları olan bir filozoftan bu milletten pek çıkmayan bir düşünce sisteminden bahsedeceğim.Sakallı Celal doğum tarihini tam bilinmemekle beraber biraz sefalet birazda düşünceli ayrılmıştır 1962 yılında dünyadan.Osmanlı devletinin en buhranlı olduğu dönemlerde yaşamış galatasaray lisesinde eğitim almış Türkiyenin geleceğine Ali Yar, Haldun Taner,Nurullah Ataç,Melih Cevdet Anday,Orhan Veli gibi etki edecek insanların doğrudan eğitiminde görev almıştır.Fransada eğitim aldıkdan sonra Türkiyeye dönüşünde bir kaç olumsuz olay sonucu vapurlarda kömürcü olarak çalışmaya başlamış yüzü is içinde elinde kitaplarıyla hayat bulmuştur bir gün dönemin bakanlarından biri elinde gördüğü kitaplardan etkilenmiş genç adam seni hemen ankarada bekliyorum diye eline bir mesaj sıkıştırmıştır eh tabi sakallı adam aykırılık bu ya dünyayı anlamaya başlamanın özgüveniyle pek oralı olmamış tekliften arkadaşlarının ısrarıyla gitmiş öğretmen olarak görev almış boluda uzun süreli olmasada fikirlerindne ötürü görevi bırakmak zorunda kalmıştır.hayat boyu kitap yazmadan böyle felsefe yapan adam sanırım sokratesle beraber gözümde enlerdendir eh buraya kadar hiç bir şey anlamadık düşündüklerinden demeniz gayet normal eh bende analizini yapcak değilim belirttim ya burayı sosyal kaygılar taşıyan bir blog haline getirmeli viki sayfası yetersiz olsada orhan karavelinin hakkında ki kitabında oldukça bilgiler edinmek mümkündür yalnız fazla atatürkçü olarak lanse edilmesi rahatsızlık verecekse k dergisinin bir sayısında incelenmişliğide vardır ama tabi birazda üzerine sakallı celal konussa sanırm nasıl biri olduğu anlaşılcaktır benım anlatmam dan çok onun konuşması daha etkili olur sanırm bir kaç sözünden alıntı yapalım şimdide
"Bu kadar cehalet ancak tahsille mümkün olur"
"Meşrutiyeti getirdik olmadı Cumhuriyeti kurduk olmadı biraz ciddiyete ne dersiniz beyler"
"Türkiyede aydın geçinenler doğuya doğru giden bir geminin güvertesinde batıya doğru koşmaktadır"


Bir gün evinde arama yapılırken polisin bu kim diye sorduğu duvarda ki karl marksı göstererek o mu babam demişliğide vardır yıllarca kirasını vercek parası olmamış tanıdıklarının desteğiyle yaşamıştır küçük bir anektot hikayeyle son verme zamanı şimdide
"15 16 yaşlarımda baudelaire aslından okurdum bir gün bizim orda Göztepede baudelaireyi okuyarak yolda yürüyorum sakallı celalde karşıdan geliyormuş ben farkında değilim bana kaldır bakalım genç adam ne okuyorsun dedi o zaman suratı çil içinde sarışın bir çocuğum kitabı görünce sen büyük adam olursun genç adam dedi bana büyük adam olamadık ama hala baudelaire şiirlerini ezbere bilirim" nazım hikmet ran
Aşiyandaki mezarını ziyaret ederseniz şöyle bir sözle karşılaşcaksınız ki tüm yazıdan daha iyi bir özet olacaktır "bağban bir gül için hizmetkar olur" sağolasın sakallı adam