Futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Salı, Haziran 21, 2011

Parmak Arası Terlik vs Smokin




Dün internete yayılan fotoğraflarda gördüğümüz üzere Ujfalusi imzayı attı.Saçı sakalı eyvallah,hoş güzel.Cesur Yürek filmindeki sakallı abileri hatırladım onu böyle görünce.



Her neyse,herkesin kendi şekli var,stili falan.Ancak koskoca Galatasaray'a imza atıyorsun,ne biliyim terlik falan olmuyor.Yaz aylarında sahillerimizde kot pantolon giyip altına parmak arası terlik çekip,gece olmasına rağmen güneş gözlüğü takan abileri anımsadım,şaşırdım.

Belki paylaştığım fotoğrafta gördüğünüz Shaq'ın giyim tarzı da fazla abartı durabilir.Ancak saygısını ve bu olayın ciddiyetini göstermek açısından önemli.

Neyse,hayırlı olsun Galatasaray'a.

Pazar, Haziran 05, 2011

Kanayan Yara, Bek Oyuncuları ve Tavsiyeler



Türk futbolunun yıllardır en büyük sorunu olmuştur bek oyuncuları. Orta açamayanlar,hücuma destek veremeyenler, savunması kötü olanlar(kademeye giremeyenler),pozisyon bilgisi zayıf olanlar,ağır olanlar vs.
Türkiye Futbol Ligi'nde Gökhan Gönül dışında ortalama bir bek oyuncusu izleyemedik son yıllarda.
Aslında bek oyuncusu yetiştirememizin en büyük sorumlusu Türk futbol antrenörleridir. Mücadele ettiğim altyapı takımlarında ve takip ettiğim takımlarda bek oyuncuları ya iyi olmasına karşın kendinden daha iyileri olduğu için stoperde forma şansı bulamayan stoper oyuncularından seçilir ya da sadece deli gibi koşabildiği için seçilen oyunculardan oluşurdu.
Altyapılarda gördüğüm bu olay son yıllarda en fazla Beşiktaş'ta yaşandı. Şampiyon olunan sene İbrahim Toraman, Ferrari ve Sivok'u kesemediği için sağ beke kaydırıldı, yine bir diğer İbrahim (Kaş) bir ara sağ bek oynatıldı (İbrahim Kaş'ı stoperde bile izlemeye tahammül edemiyorken,sağ bekte izlemek büyük bir eziyetti.), Trabzon'da Egemen zaman zaman bek oynatıldı, Galatasaraylı Lucas Neill'ın Everton'da ve Galatasaray'da birçok maçta sağ bek oynadığını biliyoruz(Defansif anlamda iyi bir hamle olabilir ama ofansif özelliği olmayan beke bek denilemez bence.), Fenerbahçe'de de Bekir'in bazı maçlarda sağ bek oynadığına şahit olduk.
Bu saydığım isimler stoperden devşirilen bek oyuncularına verilebilecek örnekler.
Bir de olayın İsmail Köybaşı,Sabri Sarıoğlu,Ekrem Dağ,'Kurtuluş' kardeşler,Roberto Hilbert ve Türkiye'de birçok bekte görülebileceği üzere 'bal yapmayan arı' modeli var. (Kendisi kişisel özellikleri sebebiyle idolümdür ama maalesef İbrahim Üzülmez'i de bu kategoriden sayabiliriz.)
Bu saydığım isimler en fazla 'bir' özelliği iyi olan isimler. (Çoğunun da iyi olan özellikleri, hızlı koşma veya agresif oynama.) Fakat ideal bir bek oyuncusunun hem defansif anlamda hem de ofansif anlamda iyi olması gerekir. Son iki sezonun Şampiyonlar Ligi şampiyonu olan takımlarına baktığımızda bek oyuncularının şampiyonlukta ne kadar etkin bir rol üstlendiğini görüyoruz. (İnter-Maicon, Barca-Dani Alves) İki oyuncunun hem defansif hem de ofansif anlamda takımlarına verdikleri katkı yadsınamaz bir gerçek.
Bana göre Fenerbahçe'nin bu sezonu şampiyonlukla kapatmasının en büyük sebeplerinden biri bek oyuncularının diğer takımların bek oyuncularına göre iki-üç gömlek üstün olması. Beşiktaş'ın da ligde başarısız olmasının sebebi bek oyuncularının çok çok vasat oyuncular olmasıdır. (Başka etmenler de var tabi ki ama bana göre bu faktör daha belirleyici oldu.)
Alves'i,Maicon'u,Ramos'u,A.Cole'u veya Evra'yı alamayacağımıza göre bu pozisyon için(hem sağ hem sol bek) transfer edilmesinde fayda gördüğüm birkaç futbolcuyu paylaşmak istiyorum.

Altyapısını Almanya'da alan,ilk kez geçen sezon Süper Lig'de mücadele eden Hasan Ali Kaldırım bana göre en iyi Türk statüsündeki sol bek.


Quaresma'nın Porto forması giyerken İnönü'de Beşiktaş'a gol attığı maçı hatırlıyorsunuzdur. Maçtan sonra sadece Quaresma konuşulmuştu ama o maçta benim ilgimi çeken futbolcu hem sağ hem de sol bek oynayabilen Uruguaylu Jorge Fucile'ydi. O maçtan beri takip etmeye çalışırım kendisini. Porto'da formayı kaptırdı, bu bonservisinin alınmasını kolaylaştırır.

Uzun vadeli düşünecek olursak karlı bir transfer olmayacaktır(29 yaşında) ama 2-3 yıl üst düzey katkısı olabilecek bir futbolcu, Bayern Münich'in hem sol bek hem sol açık oynayabilen Hırvat futbolcusu Danijel Pranjić.

Hamburg'un Alman Milli Takımın'da da oynayan sol beki Dennis Aogo alınması oldukça güç bir futbolcu. Orta sahanın solu ve orta sahanın ortasında da oynayabiliyor.

1.66 boyundaki Stuttgartlı sol bek Arthur Boka hem kendi takımının hem de Fildişi Sahilleri'nin değişmez futbolcusu. 28 yaşındaki futbolcu hangi takıma gelirse gelsin tribünlerin sevgilisi olacağına şüphe yok.

Alternatifler çoğaltılabilir tabiki ama emin olduğum bir şey varsa o da Türk takımlarının hepsinin kaliteli bek oyuncularına ihtiyacı olduğudur.

Pazar, Mayıs 29, 2011

Galatasaray'ın Galatasaraylı Transferi Selçuk


Selçuk İnan Türkiye futbol piyasasının en yakın takip ettiği isimdi bu sezon.Klişe bir tabirle,tam bir dinamo olarak izlediğimiz Selçuk sert şutları,isabetli uzun pasları ve top tekniği ile herkesi etkilerken,Türk Milli takımının da vazgeçilmez ismi olmuştu.

Selçuk İnan Galatasaray'ın özlemini çektiği orta saha elemanı.Burası kesin.Ancak Galatasaray'a transferinden sonra alacağı para gündemi o kadar meşgul etti ki Selçuk'un Galatasaray'a faydasını dahi konuşamaz hale geldik.Hangi takımı tuttuğu,ailesinin hangi takımlı olduğu,Trabzon'a vefa borcu olduğu falan konuşuldu.Bunlar en sonunda hep Galatasaray kulübüne zarar verecektir.Çünkü Selçuk'un olası bir performans kaybı Galatasaray'ın aleyhine olur.Ben bu konudaki görüşlerimi Selçuk'un kendi twitter hesabından aldığım bazı alıntılarla bitirmek istiyorum.

Trabzonspor'a sonsuz sevgim ve saygım var. Ama herkesin bir hayali var, benim hayalim ise 2000 ruhlu bir takımda sayısız başarı.
Parçalı formam ile Fenerbahçe'ye gol atarak hayalimi gerçekleştirmek istiyorum. Bu da benim çılgın projem
Size her yer Trabzon olabilir, fakat bana her yer Ali Sami Yen
.

Bulgaristan devsirme oyuncusuna kavustu




CSKA Sofya'nın Brezilya asıllı futbolcusu Marquinhos ya da tam ismiyle söyleyecek olursak, Marcos Antônio Malachias Júnior Bulgar vatandaşı olduktan sonra Bulgaristan'ın Karadağ ile yapacağı maç için teknik direktör Matthaeus tarafından kadroya davet edildi.
Bildiğiniz gibi Beşiktaş ve CSKA Sofya bu sezon aynı grupta mücadele etti. O maçlardan hatırladığım kadarıyla Marquinhos vasat performansıyla takımının en iyisiydi. Arkadaşları vasatın altında kalmışlardı. Bu sezon ikisi ön elemelerde biri grup karşılaşmalarında olmak üzere Avrupa Ligi'nde toplam üç gol attı. CSKA Sofya gibi ofansif anlamda çok zayıf bir takım için gerçekten iyi bir rakam.
Marquinhos'un Bulgaristan'ın Karadağ ile yapacağı maçta oynaması bekleniyor. Bu arada Bulgar Milli Takımı'nın aday kadrosunda tanıdık isimler göze çarpıyor.

Goalkeepers: Nikolay Mihaylov (Twente Enschede), Vladislav Stoyanov (Sherif Tiraspol)

Defenders: Ivan Bandalovski (CSKA Sofia), Stanislav Manolev (PSV Eindhoven), Ivan Ivanov (Alania Vladikavkaz), Yordan Miliev (Levski Sofia), Valentin Iliev (Steaua Bucharest), Nikolay Bodurov (Litex Lovech), Petar Zanev (Litex Lovech), Rumen Trifonov (CSKA Sofia)

Midfielders: Stilian Petrov (Aston Villa), Chavdar Yankov (Rostov), Marquinhos (CSKA Sofia), Boris Galchev (CSKA Sofia), Ivelin Popov (Gaziantepspor), Hristo Yanev (Litex Lovech)

Strikers: Spas Delev (CSKA Sofia), Ivan Stoyanov (Alania Vladikavkaz), Martin Petrov (Bolton Wanderers), Nikolay Dimitrov (Kasimpasa), Tsvetan Genkov (Wisla Krakow), Dimitar Makriev (Krylya Sovietov)

Sampiyon Barca,Kalplerimizde Ilker Yasin


2010-2011 futbol sezonunun sonuna gelirken kulüpler bazındaki en büyük kupayı da beklenildiği gibi Barcelona kazandı.Maç boyunca hep ama hep üstün olan Katalanlar Manchester'a karşı hiç fırsat tanımadı desek yanılmış olmayız.Ben dahil birçok insan ManU'dan daha fazla şey bekliyordu ama yanıldık ve Barcelona futbol dalını dünya çapında domine eden takım olduğunu en babasından kanıtladı.Kupa töreni benim en takıldığım kısımlardan biri.İlk sebep,artık kupa seremonisinin protokole taşınmış olması.Bu beni rahatsız ediyor zira o kupa sahada kazanılıyor,sahada alınmalı diye düşünüyorum.Protokol de bir zahmet insin aşağıya,adamlar 90 dakika it gibi koşuyorlar zaten.Bence bu olay tamamen saçmalık.İkincisi ise Barca'nın Abidal'e yapmış olduğu jest.Gerçekten inanılmaz bir kardeşlik var takımda.Herkes başarıya,top oynamaya odaklanmış halde.

Ha bir de şeyler var.Mmm...Şu fanatizm mağduru manyaklar diyelim. Deli gibi Barca'yı desteklemeler mi dersiniz yoksa Abidal'e yapılan jeste "reklam bunlar yav" diyenleri mi görürsünüz.Say say bitmez.Aptal saptal yorumlar gelir ardı ardına.Mantık hatası diz boyu tipler.

Asıl konu ise kuşkusuz İlker Yasin.Anlayamıyorum,anlam veremiyorum arkadaş.Bu kadar sevilmeyen ve tepki gören bir adam hala nasıl maç anlatmaya "çalışır" ? İlker Yasin'e sallamak popülist bir yaklaşım falan değil,gerçekten her türlü lafı hakediyor kendisi.Doğma büyüme Katalan gibi maç anlatımı,aptal aptal yorumlar ve daha niceleri.Maçı katlediyor,katlederken insanı çileden çıkarıyor,elimiz sessiz düğmesine gidiyor ama bu seferde atmosferden mahrum kalıyoruz.Ama bu böyle gitmez.Mutlaka ama mutlaka artık tepki koyulmalı diye düşünüyorum.Twitter olsun,Facebook olsun,mail olsun.Artık bu adam ciddi bir şekilde eleştirilip mikrofon başına geçirilmemeli.

Son olarak Barcelona'yı oynadıkları oyun,şampiyonluk ve bir insanlık dersi verdikleri için tebrik ediyorum.

Cumartesi, Mayıs 28, 2011

Şampiyon Barcelona



Yarın gazetelerde,

"Manu Barçalandı","Barça Barça Manu",Barçala Beni Messi","Mesih Messi" tarzı başlıklar görebileceğimiz olabilitesi üzerinden giderek bu tarz başlıklara yer vermedim.Futbolla çok sıkı bir ilişkim olmasa bile bu CL Finali'ni izlemediğim anlamına gelmiyor.Öncelikle Wembley ve İlker Yasin'den başlamak istiyorum.

Wembley-Müthiş stad,mekan oynatabilir hocam.

İlker Yasin-Hani bir çalışanda her zaman emekli edilme potansiyeli vardır ya,işte o İlker Yasin.Belki anlamadınız ya da ben anlatamadım.Bırak be abicim,yapma artık.Yaşlandık falan da diyorsun maçta.Evde torunların Fifa-Pes falan oynarken anlat onlara.Onlar etkilenebilir kurduğun müthiş cümlelerden.

Maçtan konuşursak:

Barcelona'nın ilk 11'inde Puyol'un olmaması beni şaşırtmıştı,ancak Pep'in oralarda topu daha iyi kontrol eden Mascherano'yu kullanarak,olası bir baskıda gelişebilecek top kaybını önlemek istemiş.Gerçi Manu'nun geldiği anları pek göremedik.

Pedro'nun golünden sonra Manu'nun düşeceğini düşünüyordum,ancak oyundan düşmediler-hızlı gol bulmaları da büyük etken-.Bunun sebebi de henüz yorulmamalarıydı.Ancak 2.yarının başlarında Messi'nin golünden sonra aynı şey olmadı.Barcelona'nın pas trafiğiyle bozulan solunum ve sinir sistemleri oyunu salmalarını sağladı.Sonrasında Villa'nın nefis golü..

Güllü Sir Alex Ferguson'ın değişikliklerde geciktiğini düşünüyorum.Ancak Cristiano Ronaldo'yu getirse koysa ne olacak.Barcelona'ya karşı kazanmak için isimlerden çok karakter ve taktik konuşturmak gerekli.Mourinho'yla bunu başaran Inter gibi.

2,5 ay önce ameliyat olan Abidal'ın kupayı kaldırması da gecenin en güzel görüntüsüydü.Ayak parmağı incindi diye maça çıkamayanları biliyoruz.Herife kanser teşhisi koyuldu,ameliyat oldu,geri döndü.Helal olsun.

Bu arada:

Pazar, Ekim 24, 2010

Derbiye Saatler Kala


Bu akşam 19:00'da Türkiye'nin en büyük maçı olarak nitelendirilen Fenerbahçe-Galatasaray maçını izleyeceğiz.Dünya çapında bir ilgi gördüğü de söylenmekte.Ben ise henüz dünya çapını pek göremedim,olsa olsa yarıçapta kaldı hep.Buna rağmen büyük bir derbi olduğu da kesin.Genelde bu maç için "el s*kko" tarzı benzetmelerle karşılaşıyorum birçok platformda (özellikle ekşi sözlükte) Ancak bunun genelde Beşiktaşlı taraftarlardan söylendiği de gözüme çarptı.Zaten dünyadaki en önemli derbilerde çok büyük bir oranla futbol konuşulmuyor.Daha doğrusu ön plana çıkan futbol olmuyor.Çünkü derbi dediğin birbirinden hiç hazzetmeyen iki kulübün,iki takımın,iki taraftarın karşı karşıya gelmesidir.Ve sonucunda çok düşük bir ihtimalle güzel futbol izleyebilirsiniz.

Derbiye gelirsek,Galatasaray'ın ne durumda olduğu açık.Bu durum yetmezmiş gibi Baros ve Kewell'da bu akşam sahada olamayacak.Arda'nın da olmayacağını düşünürsek tam anlamıyla garip bir kadro ile sahada yer alacaklar.Ve dolayısıyla Fenerbahçe çok büyük favori olarak gösteriliyor,hatta kaç atar deniliyor.Yalnız dikkatimi çeken bir diğer husus,bundan önceki derbilerin çoğuna Galatasaray'ın favori olarak gösterilmesi ve sonucun Fenerbahçe lehine bitmesi.Fenerbahçe hep sorunlu dönemlerinde Galatasaray'ı mağlup etti.Kısacası basının bu işte payı büyük.Yıllardır Galatasaray üzerinde dönen derbi favorisi muhabbeti bu sene Fenerbahçe'ye çalıştı.O yönden Fenerbahçe adına tek olumsuzluk budur bence.Türk spor medyasının cenabet olduğu görüşündeyim.

Her ne olursa olsun,çirkin bir maç olmasın.Kırmızı kart belki olabilir de kavga dövüş görmek istemiyoruz artık.

Perşembe, Eylül 23, 2010

Boz Baykuşlar cCc



Evet sondaki harflerden anlayabileceğiniz gibi İnci Sözlük çok güzel bi işe giriştiğini açıklamıştı yaklaşık 1 hafta önce.Neydi bu iş,hemen açıklayalım.

İnci Sözlük,yıllardır 5-10 kişiye ve görevlilere maç oynayan İstanbul Büyükşehir Belediye Spor'a destek olmaya karar verdi.Taraftar grubunun adı da "Boz Baykuşlar" oldu.İnci Sözlük gibi toplumdaki rollere ve olaylara karşı bir grubun İBB'yi seçmesi ilk olarak absürt görünebilir ancak İBB ligdeki duruşu ve yaptıklarıyla Spor Toto Süper Lig'in en farklı takımı görünümünde.Gerek Abdullah Avcı'yla izledikleri yol,gerek başkanı,gerek stadı..

Boz Baykuşlar çok yeni kurulan bir grup olduğu için İBB'nin Ali Sami Yen'deki maçında hafiften bir hezimete uğradı.Neydi bu hezimet?

Taraftar grubunun kurucuları,ücretsiz bilet talep etmesine karşılık,yönetim bunu kabul etmedi-sanırım bunda az sayıda kişinin orada bulunması da etkili-.



Bide maça giremeyen bir takım kendini İnci Sözlük üyesi diye tanıtan bir grubun yaptığı çirkin şeyler var.Cevahirdeki görevli bayanlara yaptıkları v.s Onun ayrıntıları buradan

Boz Baykuşlar bu hafta yine toplanıyor.Rakipleri ise Galatasaray.Onların söylediği gibi "Bir Galatasaray Sikertmesi" olacak mı bilinmez ama destek vermek,gruba katılmak isteyenler veya haberdar olmak isteyenler buradan kendilerini takip edebilir ve ulaşabilirler.

http//twitter.com/bozbaykuslar

Salı, Ağustos 24, 2010

Aurelio Beşiktaş'ta


Hepimiz,n yakından tanıdğı Mehmet Aurelio Beşiktaş'Ta iki yıllık sözleşme imzalamış.Çok sıcak haber,para konusunda henüz bir bilgi yok.Buralardayken paylaşıyım dedim.Beşiktaş için harika hamle.Hem türk statüsünde hem de Ernst'in yanına gelebilcek en iyi isimlerden.Türkiye'yi biliyor,ligi biliyor,takımları biliyor,iyi oyuncu v.s

Çarşamba, Ağustos 11, 2010

Bir Garip Hikaye : Robson De Souza Robinho


İllallah dedik artık.İllallah ! Robinho hakkında çıkan inanılmaz haberleri her gün hayretle izliyoruz.Robinho'nun önceki günlerde İstanbul'a gelip Çırağan'a yerleştiği söylendi.Bugünlerde yeni söylenti Fenerbahçe'nin ilgilendiği.Beşiktaş'ın kiralık formülüne gittiği biliniyor falan filan.Hatta bugün Robinho'nun bilmem neyinin bilmem neyi Fanatik'e konuşmuş."Gidersem Fener'e giderim,Beşiktaş'a gitmem." Ya arkadaşım Fenerbahçe neden ilgileniyor peki Robinho ile ? İki kanadına da transfer yapmadı mı bu takım ? Forvet transferine ihtiyaç yok mu Fenerbahçe'nin ? Robinho ile neden ilgileniyor ki ? Yani Fenerbahçe yönetimi yalanlıyor ama gerçekten Fenerbahçe'nin Robinho ile ilgilenmesi yalandır bence de.Bir diğer aklıma yatmayan olay ise şu.Hadi Quaresma'nın Avrupa'daki kredisi bitmişti,gitse gitse Portekiz'e geri dönecekti.Guti yaşını almıştı.Ama Robinho henüz çok genç.Dünyada adı ilk 10 da geçen bir yıldız daha.Peki sadece Fenerbahçe,Beşiktaş mı var peşinde bu adamın ? Yani Türkiye'ye gelmez gider İtalya'ya gider,İspanya'da bir takıma gider.Hiç olmadı ülkesinde Santos'a gider.Kısacası,bir garip transfer hikayesi olarak Robinho bakalım nasıl bitecek ?

Son olarak,krampon.net te bu konuda hazırlanmış nefis bir resim var.Hemen tıklayın buradan

Galatasaray'ın Transfer Politikasındaki Bay Blumer


Günlerdir Elano Blumer'in Galatasaray'dan gideceği söyleniyor.Juventus özellikle ilgi gösteriyormuş.Ancak ortadaki satış rakamı 7 milyon euro üzerinde oynuyor.Peki Elano neden satılacak ? Adnan Polat her yerde "bizim satılacak oyuncumuz yok ama dünyada satılmayacak oyuncu da yok" diyor.Peki bu ne demek ? Yani derin anlam taşıyan bir cümle falan değil bu.Öncelikle sormak istiyorum.Adnan Sezgin adlı yönetici transferden sorumlu olarak ne yapmaya çalışıyor ? Cana neyse de Pino gelir gelmez 1,5 ay yok deniyor.Ya bu nedir ? Eziyet çektirmek mi ? Neyse konuyu dağıtmadan,sormak istediğim soru şu.Bu takıma iyi,sağlam bir orta saha oyuncusu aranıyor.Pas yapacak,teknik olacak.Elano işte.Elano'yu tanımlıyorsunuz aslında.Peki satmak da nereden çıkıyor ? Elano satılır.Satılır ama nasıl satılır ? Yerine bir oyuncuyla anlaşmışsındır.Elano'dan sonra getirecek olursun o zaman 7 milyona süper bir iş yaparsın.Ama Baptista'nın adı geçiyor.Forvet.Orta sahaya oyuncu daha yok.Kaleci bölgesinde hala ciddi sorun var.Peki ne olacak ? Baptista'yı alıp sonra son dakikada abuk sabuk bir adam mı getireceksiniz ? Barusso mu gelecek tekrar ?Anlamış değilim ne işler dönüyor.Umarım Haldun Üstünel bir ara Adnan Sezgin ve Adnan Polat'a telefon açıp,şu adamla anlaştım gelin alın der.

Salı, Ağustos 10, 2010

Bir Direnişin Öyküsü



Bu gün sizi tenzih ederim cümlelerim açık ve anlaşılır olacak yalnız doğrusu anlaşılmak mı yoksa düşündüklerini mi söylemek ? Sanırım bu konuda biraz savaşmam gerekecek bugun ki konumuz yaşayan bir efsane Athletic Bilbao kulubü bilenler bilir Bilbao ispanyanın en zengin şehirlerinden sanayisi oldukça gelişmiş ekonomik olarak refah içinde ve etnik kökeni olan bir Bask kentidir.İnsanları teoride mutlu refah içinde gözükselerde bağımsızlık nidaları, eta örgütü, savaşçı politika hepimizin ilgisini çekmiştir burada tam da takımın ismine dikkat çekmek istiyorum ispanya ligine bakacak olursak takımların çoğunun isminin real yada athleticden oluştuğunu görürüz örnek verecek olursak;Real Madrid, Real Malorca, Real Murcia,Real Zaragoza,Athletico Madrid,Real Vallodolid Real eki İspanyol diktatör Franco yanlısı yönetici taraftar yakınlık anlamına Athletic ise direnişçi anlamına gelmektedir.Kapital döngünün ortasında ,bilbao kenti eleştirilmeye değer bir unsurdur.Kuruluşu 1800 lü yılların sonlarına dayanana Athletic takımı ilk olarak liverpoolda okuyan basklı gençlerin ktir kurduğu bir kluptür ve ironiktir ki ilk ismi ingizlicedir.Takımın ilk renkleri mavi beyaz olup sonraları southampton ve sunderland etkisiyle kırmıız beyaza dönmüştür.Takımda sadece basklı oyucular oynatan athletic kulübü ne ironiktir ki 2008 yılında bir petrol sirketinin forma sponsorluğunu kabul etmiştir bu noktada biraz daha futbol ve endüstri ilişkisini incelemek için efsane sol açık Metin Kurtun, Vecdi Çıracıoğlu tarafından yazılan" Gladyatör futbol arenalarında bir isyanın hikayesi Metin Kurt" biyografisini öneririm biraz daha bilgilendirmeye devam edip bitirişide Metin Kurtun ağzından yapmak sanırım uygun düşecektir.


Bibao takımının oyuncuları için her daim milli takımlarının önünde olmuştur kentlerinin takımı öyle ki asier Del Horno milli takıma çağrıldıkdan sonra bunu açıkca dile getirmiş ve milli takımın çokda önemli olmadığını söylemiştir.Her sene pek bilinmesede Bask ve Katalan gayri resmi milli takımları maçlar yapar bu maçlarda puyol victor valdes xavi gibi tanıdık isimler yer alır.Vefekar bir futbolcu kümilitatifi vardır bakıldığında öyle ki kariyeri boyunca Athleticodan ayrılmamış, Etxeberria kariyerinin son senesinde para almadan oynamayı kabul etmiştir.Söylenecek anlatılacak daha çok şey var ama merak etmeniz dileğiyle yazıyı sonlandırıyorum dediğim gibi metin kurt imzalı bir son olacak görüşmek üzere.
"Tabanı olmayan spor emek batakhanesidir. Bizler futbolu bir oyun olduğu için sever ve oynardık ancak artık futbol para,son model arabalar ve güzel mankenler için oynanıyor.Futbolu oyun olarak severiz ancak bugun ki kullanım şekli kendi kalemize gol atmak anlamındadır devrimciler hiç bir zaman spora karşı olmadı sporun içinde yer aldılar ama her zaman yanlış tarafta yer aldılar" Metin kurt forza livorno ropörtajından..

Cuma, Temmuz 23, 2010

Biraz Brezilya Biraz Chelsea

Fenerbahçe Futbol takımının 2010-2011 sezonunda giyeceği formalar, gerçekleştirilen törenle tanıtıldı. 4 değişik stilde formanın yanında bu sene bir de kaleci forması görücüye çıktı. İşte Fenerbahçe'nin gelecek sezon giyeceği formalar :

1.Efsane Çubuklu Forma :





2. Kanarya Forma :






3.Fenerbahçe Güneşi Forma :





4. Palamut Forma :



5. Kaleci Forması :





Fenerbahçe Futbol takımı maçlarda çoğunlukla efsane çubuklu formayı kullanacak. Kanarya formayı ise deplasman maçlarında giyecek. Palamut forma ise sezonun ortasına doğru satışa sunulup, rezerv forma olarak kullanılacak. Ayrıca kaleci formaları da ilk kez bu sezon satışa çıkarılacak.

Kewell : "Hayal Kırıklığına Uğradım"





Harry Kewell Galatasaray'la olan sözleşmesini 1 sene daha uzattıktan sonra forma numarası tartışmalara konu olmuştu.Zira Kewell ile 19 numarası gerek Kewell için gerek Galatasaray taraftarı için bir bütün haline gelmişti.Kewell'ın sözleşmesi henüz netleşmemiş iken takıma katılan Lorik Cana'ya 19 numaralı forma verilmişti.Şimdi ise Kewell 7 numarayı giyecekti.Ancak bu seferde 7 numaranın dolu olması sebebiyle olmadı.Kewell kendi isteğiyle 99'u tercih etti.




Kewell 19 numaralı formasının verilmesine üzüldüğünü ancak 7 numarayı da giyebileceğini söylemiş.(7 dolu artık) Tabii bu açıklama medyada abartılarak "Kewell çok sinirlendi." tarzında başlıklarla okuyuculara verildi.Hadi Kewell'ın karakterini bilmesek tanımasak inanacağız ama Kewell gibi bir alçakgönüllü insan böyle bir şey söylemez de düşünmez de.Kewell genel olarak düşüncesi futbol olan gerisine pek karışmayan bir oyuncu.Zaten Galatasaray taraftarının sevdiği yönü de bu.Geçen seneki mor formamda 19 Kewell yazıyordu.Bu seneki somon formamda da 99 Kewell yazacak.








Pazar, Temmuz 18, 2010

Pembe Formanın Büyüsü

Dünya Kupasının en çok yaradığı takımlardan biri de Palermo oldu. Elindeki genç futbolcuların, birer birer kupada parlaması ile Palermo'nun kasası para dolmaya başladı. Biraz da pembe formanın büyüsünü ortaya koyduğumuzda kapış kapış gidiyor genç yıldızlar.

Evet dedik ya, Palermo genç yıldızlarını teker teker satıyor. Peki kim bu genç yıldızlar ? 21 yaşındaki Danimarkalı Simon Kjaer, 23 yaşındaki Edinson Cavani ve bonservis bedeli olarak paha biçilemeyen 21 yaşındaki Javier Pastore. Bir de bu üç genç futbolcunun yanında 31 yaşındaki Fabio Simplicio takımdan ayrılanlar arasında.



Hemen başlayalım. Simon Kjaer, Danimarka'nın Dünya Kupasından elenmesinden sonra, Palermo'nun gayr-ı resmi tedarikçisi Wolfsburg'a satıldı. Daha önce 2006 Dünya Kupasından sonra Simon Barone, Cristian Zaccardo ve Andrea Barzagli Wolfsburg'a giden futbolcular olmuştu. Wolfsburg geleneği bozmayarak, Simon Kjaer'i 4 yıllığına kadrosuna kattı.

Uruguay'ın bir genç yıldızı vardı bu kupada. Her ne kadar Diego Forlan ve Luis Suarez'in arkadasında kalsa da onunda esamesi okundu Dünya Kupasında. Bu esamenin karşılığını yine Palermo aldı ve Cavani'yi 20 milyon Euro karşılığında Napoli'ye sattı. Genç forvet yeni takımı ile 4 yıllık sözleşme imzaladı. Şahsen benim, 23 yaşındaki forvetten beklentilerim büyük.



Palermo, bu transfer döneminde genç yıldızların yanında bir de veteran olarak sayabileceğimiz futbolcuyu kadrosundan gönderdi. İtalya'nın en büyük takımlarından biri olan Roma 31 yaşındaki Fabio Simplicio ile 3 yıllık sözleşme imzaladı. Yıllık olarak da 1.8 milyon Euro alacak Simplicio. Her transfer döneminde takımlarımız ile adı yazılan Simplicio için en azından bir sezon daha bekleyecek gazetelerimiz.



Evet, onu sona sakladım. En çok ona yakışıyor Pembe forma. Arjantin Milli Takımınında yer alan Javier Pastore'den bahsediyorum. Palermo yönetimi onun bonservisine fiyat biçilemeyeceğini açıkladı. Palermo'dan gelen bu açıklama belki biraz abartıydı ama 21 yaşındaki Javier Pastore, gerçekten gelecek vaat eden genç futbolculardan biri Avrupa'da. Eminim iyi bir transfer bedeline o da takımdan ayrılacaktır.



Her Dünya Kupasından sonra yapıyor bu transferleri Palermo. Acaba bu bir tesadüf mü ? Yoksa iyi bir genç oyuncu araştırma sistemleri mi var ? Ya da pembe formaları mı takımları cezbediyor ?


Pazar, Temmuz 11, 2010

Bu Maçı Kim Kazanırsa Şampiyon Olacak ! Futbol Çok Enteresan...

Her şey Ömer Üründül'ün 2010 Dünya Kupasını yorumlamak amacıyla TRT ekibiyle, Güney Afrika'ya gitmesiyle başladı. Günde en az bir maç yorumlayan Ömer Abimiz, her geçen gün kendini bitirdi. Adeta bu turnuva ile yazarlık hayatına harakiri yaptı.



Bildiğiniz üzere Ömer Üründül, babasından kalma şekilde, Burger King'in Türkiye'deki ortaklarından. Zengin bir iş adamı olan Üründül, futbol yorumculuğundan para almadığını her yerde bağıra bağıra söylüyor. Futbolu sadece zevk için yorumladığını söyleyen saygıdeğer abimize söyleyelim ki, yorumları bizi zevkten dört köşe ediyor.



Alan daraltma, bloklar arası bağlantı, prese dayalı çağdaş futbol, kontrollü oyun, kollektif uyum, kritik anda skor avantajı, Hakan Şükür tipi çağdaş forvet, oyunu geride kabul etme, pres etkinliği, hücum varyasyonu, kombinezonlu atak, adam eksiltme gibi futbol terimlerinin yaratıcısı da yine Ömer Abimiz.



Aslında futbol yorumculuğuna kötü başlamamıştı Üründül. İlk olarak Tercüman gazetesinde boy gösteren büyük yorumcumuz, giderek kendini geliştirdi ve 1996 Avrupa Şampiyonası için televizyon yorumcusu oldu. O günden sonra gazetelerde bilimum yazı yazan Ömer Üründül'e daha öncede büyük tepkiler vardı. Fakat 2010 Dünya Kupası ile bu eleştiriler zirve noktasına ulaştı.



Buradan 16 yaşında olarak, neredeyse 4 katı yaşıma gelmiş bir insana ahkam kesmek istemem. Fakat sanırım buradan saygıdeğer spor yazarımıza bir tavsiye de bulunabilirim. Ömer Abimizin en büyük sorunu, kendi oluşturduğu ve yukarıda da yazdığım kalıpların içinde kalmış olması. Sanki maç içerisinde önünde yazanları okuyor gibi hissediyor seyirci. Tabii bu yaştan sonra insanın kendisini değiştirmesi de çok zor.


Teselli Armağanı

Dünya Kupalarında üçüncülük maçları, hep ilginç anlara ve bol gollere sahne olur. Öyle ki 19 dünya kupasında atılan 73 gol ve tutturulan 3.84'lük ortalama, bunun en büyük göstergesi. Garip bir durumdur ki 2001 yılında FIFA, ortada büyük bir hedef yok diye üçüncülük maçı kaldırmayı planlamıştı. Fakat 2002 Dünya Kupasında oynanan Türkiye - Güney Kore maçı, bu kararın geri çekilmesine neden olmuştu. Ben de futbol adına en çok zevk aldığımız, modern futbol dönemimdeki üçüncülük maçlarını hatırlamanın fena olmayacağını düşündüm.

2010. Uruguay - Almanya :

Genellikle her turnuvada birkaç sürpriz ekip çıkar ve herkesi kendisine hayran bırakır. Sanırım 2010 Dünya Kupasının sürpriz takımı Uruguay'dı. Uruguay, daha önceden 2 kez kupayı kazanmış olan, ayrı bir yere koymamız gereken bir sürpriz takımdı. Sürpriz takımlar kriterine uyarak Uruguay da yarı finalde yenildi ve 3.lük maçı oynamaya hak kazandı. Rakibi ise genellikle finallerde görmeye alıştığımız(7 final) Almanya idi. Almanya 2006 Dünya Kupasında da üçüncülük maçı oynamış ve Portekiz'i yenerek üçüncülük unvanının sahibi olmuştu. Yaşları genç olmasına rağmen, tecrübeli takım Panzerler'di. Kazanan takım da Ahtapot Paul'un dediği oldu ve Almanya maçı 3-2 kazanarak üst üste ikinci kez kupada üçüncü oldu.

Goller:

Almanya ; Thomas Müller, Marcell Jansen, Sami Khedira
Uruguay ; Diego Forlan, Edinson Cavani

2006. Almanya - Portekiz

Almanya'nın ev sahipliğinde geçen 2006 Dünya Kupasının üçüncülük maçında Almanya ile Portekiz karşılaştı. Daha önce en büyük başarısı üçüncülük olan Portekiz için bu maç en büyük başarıyı egale etme şansıydı. Fakat maçı iyi bir oyun ile 3-1 Almanlar kazanmıştı. O zamanın şartlarına göre bu zafer, Almanları mutlu eden bir başarıydı.

Goller:

Almanya ; Bastian Schweinsteiger(2), Petit(k.k)
Portekiz ; Nuno Gomes

2002. Güney Kore - Türkiye

Turnuvanın iki sürpriz ekibi yarı finalde favori ekiplere kaybederek, üçüncülük maçı oynama şansını yakalamıştı. İki ülkenin eski tarih bağlarından dolayı, dostluk içinde geçen maçı Türkiye 3-2 kazanmıştı. Ayrıca Hakan Şükür, Türkiye'nin ilk golünü 9.saniyede atarak tarihe geçti. Türkiye açısından başarılı geçen bir turnuva, bu maç ile mutlu sonlanmıştı.

Goller:

Güney Kore ; Lee Eul-Yong, Song Chong-Gug
Türkiye ; Hakan Şükür, İlhan Mansız(2)



1998. Hollanda - Hırvatistan

Yine bir sürpriz ekip yarı finale kadar yükselmiş ve yine finali göremeden üçüncülük maçı oynamaya hak kazanmıştı. Kadrosunda turnuvanın gol kralı Davor Suker'i bulunduran Hırvatistan'ın rakibi Brezilya'ya şansız bir şekilde penaltılarda kaybetmiş olan Hollanda olmuştu. Kadrosunda Dennis Bergkamp, Patrick Kluivert, Marc Overmars, Philip Cocu, Edgar Davids gibi önemli futbolcuları bulunduran Hollanda, Hırvatistan'a 2-1 yenilerek kupayı dördüncü bitirmişti. Çoğu futbolseverin sempatisini toplayan Hırvatistan ise böylece tarihi bir başarıya imza atmıştı.

Goller:

Hollanda ; Boudewijn Zenden
Hırvatistan ; Robert Prosinecki, Davor Suker

1994. İsveç - Bulgaristan :

Kupanın yine iki sürpriz takımı yarı finalde, favori iki takım olan Brezilya ve İtalya'ya yenilerek üçüncülük maçında karşılaşmıştı. Bulgaristan büyük bir sürpriz yaparak kupaya katılmayı başarmıştı. Eleme grubunu Fransa'nın bir puan önünde tamamlayan Bulgaristan, kupanın en büyük sürprizi olmuştu. Fakat üçüncülük maçında şansları yâver gitmedi. İlk yarıda gelen Tomas Brolin, Kennet Anderson, Henrik Larsson ve Hâkan Mild'in 4 golüne engel olamayan Bulgarlar, turnuvayı dördüncü sırada tamamlarken, İsveç tarihinin en büyük başarılardan birini kazanıyordu.(1958 İsveç, Final)


Goller:

İsveç ; Tomas Brolin, Hâkan Mild, Henrik Larsson, Kennet Anderson
Bulgaristan ; -

1990. İtalya - İngiltere

İtalya'nın ev sahipliğinde gerçekleşen 14.Dünya Kupası, İtalya için buruk bir sevinç ile sonuçlanmıştı. Yarı finalde penaltılara kalan Arjantin maçında, turnuvanın gol kralı "toto" lakaplı golcü Salvatore Schillacci'nin penaltıyı kaçırması ile İtalya final biletini kaçırmıştı. Yine aynı durumdan mağdur olan İngiltere ise penaltılarda Almanya'ya kaybetmişti. Bu ekip üçüncülük maçında karşılaştı. Tarihin en sıkıcı dünya kupası olarak adlandırılan kupanın, en heyecanlı maçlarında biri üçüncülük maçı olmuştu. Yarı finalde penaltı kaçıran Salvatore Schillacci bu kez takımına üçüncülük unvanını kazandırıyordu. Maçın 86 dk. penaltıyı gole çeviren "toto" ile İtalya, belki de bir teselli buluyordu.

Goller:

İtalya ; Roberto Baggio, Salvatore Schillaci
İngiltere ; David Platt

1986. Fransa - Belçika

Fransa turnuvadan beklediğini alamayan bir takımdı. Yarı final maçında Andreas Brehme ve Rudi Völler'in gollerine engel olamayan Horozlar, üçüncülük maçına çıkacaktı. Rakipleri Maradona'nın iki golüyle yarı finalde Arjantin'e yenilen Belçika idi. Maç çekişmeli geçiyordu. Normal süresi 2-2 biten maçı, Fransa uzatmada 4-2 yenerek üçüncülük unvanına uzanıyurdu.

Goller:

Fransa ; Jean-Marc Ferreri, Jean-Pierre Papin, Bernard Genghini, Manuel Amoros
Belçika ; Jan Ceulemans, Nico Claesen

1982. Polonya - Fransa

Polonya, kupada iyi bir performas göstermesine rağmen yarı finalde Paolo Rossi'nin gazabına uğramıştı. Paolo Rossi, 1980 yılında uyuşturucu kullanmaktan 2 yıl ceza almıştı ve dönüşünü 1982 yılında İtalya Milli Takımı ile dünya kupasında yapmıştı. Grup maçlarında 3 beraberlik alan İtalya, bir imkansızı başararak gruptan çıkmıştı. Daha sonra devreye giren Rossi, çeyrek final, yarı final ve final maçında toplam 6 gol atarak turnuvanın gol kralı olmuştu. Yarı finalde Polonya filelerine iki gol bırakan Rossi, Polonya'yı üçüncülük maçı oynamak zorunda bırakmıştı. Polonya'nın rakibi ise Batı Almanya'ya penaltılarda yenilen Fransa idi. Kadrosunda Giresse, Platini, Six, Amoros gibi ünlü isimleri bulunduran Fransa'yı 3-2 yenen Polonya, tarihinin en büyük başarısını egale etmişti.(1974 3.lük)

Goller:

Polonya ; Andrzej Szarmach, Stefan Majewski, Janusz Kupcewicz
Fransa ; René Girard, Alain Couriol

1978. Brezilya - İtalya


Favori takımların nadir olarak üçüncülük maçında karşılaştığı kupadır 1978. Brezilya ve İtalya'yı karşı karşıya getiren maçı, Brezilya geriden gelerek kazanmayı başarmıştır. İlk yarıda öne geçen İtalya bu avantajını koruyamayarak, kupada dördüncü olmuştur.

Goller:

Brezilya ; Nelinho, José Guimarães Dirceu
İtalya ; Franco Causio



1974. Polonya - Brezilya

Çeyrek final gruplarını ikinci sırada bitiren iki ekibin karşılaşması olmuştu. Brezilya, Hollanda'nın arkasında A grubunu ikinci sırada tamamlamış ve üçüncülük maçına çıkmaya hak kazanmıştır. Aynı şekilde Polonya'da B grubunu Batı Almanya'nın arkasında ikinci tamamlayarak, üçüncülük maçı için bir kez daha sahaya çıkacaktır. İyi futbol ortaya koyan Polonya, kupanın güçlü ekiplerinden Brezilya'yı 1-0 yenmeyi başarmıştır. Polonya'nın golünü turnuvanın gol kralı Lato atmıştır.

Goller:

Polonya ; Grzegorz Lato
Brezilya ; -

1970. Batı Almanya - Uruguay



Yarı final maçında şampiyon Brezilya'ya 3-1 yenilen Uruguay, tarihindeki üçüncü kez şampiyon olma fırsatını kaçırmıştı. Artık yolları üçüncülük maçına düşmüştü. Rakipleri ise İtalya'ya uzatmalar sonucu 4-3 yenilen Batı Almanya idi. Batı Almanya, tecrübeli ve son kupanın finalisti idi. Sahadan galip gelmeyi bilen Almanlar, Uruguay'ı dördüncülüğe itmişti.

Goller:

Batı Almanya ; Wolfgang Overath
Uruguay ; -

1966. Portekiz - Sovyetler Birliği

Portekiz, yarı finalde kupa tarihinin en ünlü maçının baş kahramanı Eusébio'ya güveniyordu. Çeyrek finalde Portekiz, ilk 22 dakika içinde Kuzey Kore karşısında 3 farklı geriye düşmüştü. Daha Eusébio'nun ayağından gelen 4 gol ile maçı çevirmeyi başaran Portekiz, 5-3'lük skor ile yarı finale yükselmişti. Yarı finalde turnuvanın ev sahibi İngiltere ile karşılaşan Portekiz, ünlü forvet Sir Bobby Charlton'ın 2 golüne engel olamayınca sahadan 2-1 yenik ayrılmıştı. Portekiz'e üçüncülük maçı yolu gözükmüştü. Rakipleri yarı finalde Batı Almanya'ya yenilen Sovyetler Birliği idi. Sovyetler Birliği'ni 2-1 yenen Portekiz'de Eusébio, 9 gol ile turnuvanın gol kralı olmuştu.

Goller:

Portekiz ; Eusébio, José Augusto Torres
Sovyetler Birliği ; Eduard Malofeyev

1962. Şili - Yugoslavya


Ev sahibi Şili yarı finalde Brezilya'ya 4-2 yenilerek, 16 Haziran'da oynanan üçüncülük maçında Yugoslavya'ya ile karşılaşmaya hak kazandı. Maçı 90. dakikada Rojas'ın attığı golle 1-0 yenen Şili, bronz madalyanın sahibi oluyordu. Bu galibiyet Şili'nin tarihinde elde ettiği en büyük başarı oluyordu.

Rojas'ın attığı bu gol, Şili takımını hayat vermişti ama çeyrek final maçında Sovyetler Birliği'ne attığı galibiyet golü, bir taraftarın hayatına malolmuştu. Televizyonu başında maçı izleyen 67 yaşındaki taraftar, galibiyet golüyle birlikte heyecanına yenik düşmüş ve olduğu yere yığılıp kalmıştı. İşin ilginç yanı hayatını kaybeden taraftarın da adının Rojas olmasıydı.

Goller:

Şili ; Rojas
Yugoslavya ; -

1958. Fransa - Batı Almanya

1958 Dünya Kupasının üçüncülük maçı, tarihte en çok gole sahne olan üçüncülük maçı olarak kayıtlara geçti. Turnuvanın 13 gol ile gol kralı olan futbolcusu Just Fontaine'i kadrosunda bulunduran Fransa maçta iddialı konumdaydı. Batı Almanya ise son şampiyon unvanı ile geldiği turnuvada üçüncülük maçına çıkıyordu. Maç Just Fontaine'in resitali haline dönüşmüştü. Batı Almanya ağlarına 4 gol bırakan Fontaine, üçüncülük unvanını Fransa'ya getiriyordu. Maçı 6-3 kazanan Fransa, o zamana kadar tarihinin en büyük başarısını da kazanmış oluyordu.

Goller:

Fransa ; Just Fontaine(4), Raymond Kopa, Yvon Douis
Batı Almanya ; Hans Cieslarczyk, Helmut Rahn, Hans Schäfer

Böylece üçüncülük maçlarının tarihine kısa bir göz atmış olduk. Genellikle sürpriz takımların sürpriz sonuçlar aldığı maçlar, dünya kupası tarihinin en rahat ve güzel futbolun oynandığı mücadeleler olarak hafızalarımızda kalmaya devam edecek.