magicmert etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
magicmert etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çarşamba, Ağustos 29, 2012
Liverpool Temalı LeBron 9
PL takımlarından Liverpool'un hisselerinin ufak bir kısmına sahip olan LeBron için Nike'ın ürettiği Liverpool temalı ayakkabı "LeBron 9 Low Liverpool" $150'dan satışa sunulmuş.
Daha yakından görmek isteyen arkadaşları şuradan alalım.
Etiketler:
Lebron James,
magicmert,
nike
Salı, Ağustos 28, 2012
Yine yeniden..
Selam!
Pazartesi, Haziran 11, 2012
Geleneksel Flu Game Şenlikleri
Tam tamına 15 yıl önce bugün Jordan hasta hasta çıkıp Utah potasına 38 sayı bırakmış, 2-2 olan serinin kaderini değiştirmişti. Önemli olan nokta Jordan'ın bir önceki maçta "Jordan standartları"'nda kötü bir maç çıkardıktan sonra -22 sayı %40 fg 4 asist 4 ribaund- 5.maçta Utah'ın evinde böyle bir karakter koyuşuydu. Maçtan önce ne idmanlara çıkmış ne de yemek yemişti. Jordan'ın kariyeri bu tarz 'challenge'larla dolu olsa bile hasta hasta maçı Chicago'ya getirmesi 15 yıl sonra bile hala akıllarda.
Daha önce yayınladığımız metin:
NBA tarihinde "The Flu Game" olarak da bilinen bu maç sanırım Michael Jordan gibi bir "sporcunun" bir daha zor yetişeceğinin en büyük kanıtlarından da biridir.Şimdi bu efsane maçı tekrar hatırlayalım.
Chicago Bulls ile Utah Jazz 1997 Nba finallerinde karşı karşıyalar.İlk iki maçı kazanan taraf Bulls.Sonraki iki maçı kazanan ise Jazz.Salt Lake City'deki sonraki maç NBA tarihine inanılmaz bir senaryoyu yazacaktı.Rüzgarı arkasına alan Jazz sıradaki maçı da alması halinde büyük bir özgüven kazanacaktı.Üstelik maçtan saatler önce MJ yatak döşek yatıyor,ayağa kalkacak gücü bulamıyordu.
Ancak maça dakikalar kala Michael Jordan soyunma odasının kapısında belirdi ve : "Oynayabilirim." dedi.
Maça hızlı başlayan Jazz oldu.16 sayı farkla öne geçene kadar Jordan sahada sadece geziniyordu.Ancak ikinci çeyrekle birlikte Jordan hastalığı unuttu.Tam 17 sayı bıraktı ikinci çeyrekte.Bununla beraber Bulls ilk yarıyı 33-24 üstün kapadı.

Devre arası durumu daha da kötüleşti Jordan'ın.İkinci yarıya da kötü başladılar.Özellikle Kukoc'un desteğiyle ayakta kalmaya çalışıyordu Bulls.Ancak Jazz son çeyreğin başında 8 sayı öne fırladı.Tam bitti,gitti denirken...
Bulls'un 10-0'lık serisi geldi.Bulls tekrar öne geçti.Maç sonu yaklaşırken majesteleri de havasını yeniden bulmuştu.Bitime 25 sn. kala 85-85 eşitlik vardı.Jordan bu kez Stockton'ın üstünden bir üçlük yolluyor galibiyeti Bulls'a getiriyordu.90-88 maçı kazanan Bulls'ta Michael Jordan'ın istatistikleri şöyleydi : 38 sayı,7 ribaund,5 asist,3 top çalma,1 blok veee... 39 derece ateş.
Maç bittiğinde Jordan efsane fotoğraflardan birinde yer alıyordu.Yorgunluktan Pippen'ın kollarına kendini bırakırken...

Not:Jordan 6.maçta da 39 sayı 11 ribaund 4 asistle oynamış ve Bulls kendi evinde şampiyonluğunu ilan etmişti.
Etiketler:
magicmert,
Michael Jordan,
NBA
Çarşamba, Haziran 06, 2012
Celtics Finale Yürüyor
Miami'nin aldığı bu mağlubiyeti LeBron'a bağlayanları anlamakta güçlük çekiyorum. Wilt Chamberlain'in bile tek başına şampiyon olamadığını düşünürsek-şampiyon oldukları 1967 yılında playofflarda Hal Greer 28, Chamberlain 21 sayı ortalamasıyla oynamıştı- LeBron'dan bunu yapmasını beklemek fazla iyimser bir yaklaşım. Wade'in son çeyrekteki agresif oyunu iyi hoş ama maçı o noktaya getiren onun ilk yarıda yatmasıydı, tabii ki diğer oyuncularında. Maç boyunca full performans verebilen oyuncusu sayısı çok az ancak Wade bu seri boyunca adeta yatışta. Sakatlıklığından dolayı drive edemeyebilir, şutu bozulabilir ancak yanlış tercihleri sakatlıkla açıklanamaz. LeBron'u suçlayabileceğimiz nokta topun dönmesini sağlayamamasıydı, sadece 2 asist yaptı.
1 değil 2 değil 3 değil. LeBron'un oyunun son bölümlerinde geri plana çekilmek gibi bir huyu var. Bazı maçlarda pek göze batmıyor, bazılarında ise ondan bir şeyler beklerken topu Wade'e verip sol dibe gitmesi insanı gıcık ediyor. Soksa da kaçırsa da bir şeyler yapmasını bekliyorsunuz ama yapmıyor. Dün yine son çeyreğin belli bölümlerinde geri plana çekildi . 7-8 sayı atmıştır, belki daha fazladır, emin değilim. Bahsettiğim şey genel olarak LeBron'un kontrolünde gerçekleşen Miami Heat hücumları LeBron geri plana çekilince abuk subuk bir hal alıyor. Wade isolation yapıyor veya James Jones falan el üstü şut kullanıyor. LeBron'un bu seride 46 dakika ortalamayla %50 ile 31.8 sayı 10 ribaund 4 asist istatistikleri tutturduğunu göz ardı etmiyoruz elbette. LeBron'un arka plana geçmesi istatistiklerle açıklanacak bir şey değil, tamamen psikolojik. Dwyane Wade ise Indiana serisindeki geri dönüşte verdiği katkının çok uzağında. İlk yarıda kayıpları oynadıktan sonra son çeyrekte kendisini ön plana çekebildi. Fakat bir süreden sonra yetersiz oluyor, ilk yarı ısınma bölümü değil ne yazık ki. Spoelstra'nın yaptığı tercihlerde çok enteresan. Oyuna müdahelerini geçtim, adam daha rotasyonu ayarlayabilmiş değil. Karman çorman her şey. James Jones'ı kafadan silmişti, şimdilerde Mike Miller'dan fazla süre veriyor. Chris Bosh'ı son çeyrekte oynatmamakla da büyük hata yaptı. +/- istatistğine bakarak Bosh'ın verimi -12 gözüküyor ancak Norris Cole'unki +6 gösterdiği için kısa süre oyunda kalan oyuncular için bu istatistiğin pek bir anlamı olmadığını anlıyoruz. Velhasıl Bosh'ın son çeyrekte süre almaması çok kötü tercihti. LeBron'un ruhunun çıktığı bir bölüm vardı son çeyreğin başında. İşte o kısımda Bosh süre alabilirdi.
Celtics cephesinde ise işler tıkırında. İlk yarıdaki berbat şut yüzdesinden sonra oyuna tutunmaları tamamen Miami'nin hediyesiydi. Rondo felaket şut performansından sonra maçın son bölümünde çok çok önemli iki basket attı. Bu basketlerden biri James Jones gardaşımızın ne zaman zıplayıp zıplamayacağını bilmemesinden dolayı verilen hücum ribaundu sayesinde geldi. Kevin Garnett ikinci yarıda müthiş oynadı. 26 sayı 11 ribaund.. Ve Paul Pierce.. Evet LeBron'un üzerinden gönderdiği o şutu atmadan önce 5/18 saha içi isabetiyle oynamış, 1/4 üçlük isabeti bulmuştu. En kritik yerde kaldırdı attı, maçı getirdi. Pietrus da çok enteresan adam. 13 sayılık katkısı çok önemliydi.
Maç sonunda Miami taraftarı olduğuna inanmadığım çocuğun Miami oyuncularına "Good Job Good Effort" diye defalarca haykırması efsaneydi.
Garnett'in maç sonu röportajında kameraya attığı bakış muazzamdı ahaha
Etiketler:
Boston Celtics,
magicmert,
Miami Heat,
NBA
Salı, Haziran 05, 2012
Thunder Büyük Oynadı
4.maçı kaybettikten sonra Gregg Popovich bazı şeyleri değiştirmesi gerektiği iç güdüsüne kapılmış olsa gerek. Manu Ginobili'nin bu sene playofflarda ilk kez ilk beş başlaması buna bağlanabilir. Manu olağanüstü oynadı ancak takımın çok önemli parçası Danny Green bir anda rotasyondan çıkmış oldu. Gary Neal'in berbat şut atması olayı daha belirgin hale getirdi. Tony Parker'ın Spurs'ün en kilit ismi olduğunu defalarca söyledik, o ne zaman devre dışı kalsa Spurs çok zorlanıyor ve çoğu maçı da kaybediyor. Dün 20 sayı atması onun etkili olduğunu göstermiyor. %33'le şut atması, 40 dakikada 4 asist 5 top kaybı yapması performansını özetliyor. Sezon içinde Spurs'ün iyi gözükmesini sağlayan ana parça Tony Parker'dı.
Thunder için ise The Godfather=Durant demek istiyorum, kesinlikle diğer oyunculara haksızlık değil bu. Durant innnnaaaanılmaaazzz bir sezon geçiriyor, her şeyiyle. Westbrook ise geçtiğimiz serilerde oldukça isabetli oynadıktan sonra, bu seride yüzdesiz atmaya devam ediyor, fakat sezondakinden farklı şekilde takımı oynatmaya yöneldiği için onun yüzdesiz atması pek sorun değil. Kısacası kontrolden çıkıp hastalıklı bir hal almıyor. Dünkü maç için pek geçerli olmasa bile playoffların genelinde bu şekildeydi.
Uzun lafın kısası Thunder her şeyiyle Spurs'e karşılık veriyor. Maçın 3.çeyreği her şeyi güzelce özetledi. 16-4 seri yakalayan Spurs, kendi oyununu oynamaya başladığı anda Thunder hızlı hücumlarla dengelerini bozdu ve farkı korudu. İlk iki maçtan sonra serinin 4-0'a gideceğini ciddi ciddi düşünürken, şimdi tam tersi şeyler düşünmem çok acayip İbrahim. Thunder finale çıkarsa da gram üzülmem, hak ettiler.
Etiketler:
magicmert,
NBA,
Oklahoma City Thunder,
San Antonio Spurs
Pazartesi, Haziran 04, 2012
Özet Geç
Shaq Uncut:
1.Bölüm
2.Bölüm
3.Bölüm
Ayrıca Bill Simmons'ın kitabından bir bölüm.
Dana kredi kartıyla al diyenlere cevap: Kredi kartım yok.
Celtics Geri Döndü
Son 3 maçtır oynanan oyunu Celtics organizasyonunun büyüklüğüne bağlıyorum. Bu sabaha karşı oynanan maçta Keyon Dooling gibi umursamaz adamın canını dişine takmasının başka açıklaması yok. Sadece buraya bağlamak çok yüzeysel duruyor olsa bile diğer oyuncuların hep birlikte ayağa kalkması Celtics'in tarihinde defalarca gerçekleşmiş bir şey. 1968-69 sezonunda konferansını 4.olarak bitiren Celtics doğuyu 3 ve 4.sıralarda bitiren New York Knicks ve Philadelphia 76'ers'i eleyip finale çıkmıştı. Lakers ise batıyı ilk sırada tamamlamıştı. 6 maç sonunda 3-3'lük eşitlik vardı. Serinin son maçı Los Angeles'ta oynanacaktı. Bill Russell'ın dediğine göre Lakers'ın efsane spikeri Chick Hearn şampiyonluk konuşmasını hazırlamış, Los Angeles Forum'da tavana balonlar yerleştirilmişti. Kısacası şampiyonluk içi her şey hazırdı. O gün Sam Jones ve John Havlicek'in yanında sezonu 5 sayı ortalamasıyla bitiren Em Bryant 20 sayı attı. Kariyerinin de en anlamlı maçıydı. Lakers'ın büyük üçlüsünün attığı 80 sayı yetmemiş, Bill Russell son şampiyonluğunu efsane bir şekilde kazanıp bırakmıştı.
Bu sabah oynanan karşılaşma da ise yine takım halinde ayağa kalkmayı başardılar. Üçünce çeyrekte gelmesi beklenen Miami Heat serisinden sonra yıkılmamaları önemliydi. 2.maçın kopyasıydı adeta. Hakemler daha berbattı. LeBron'a çalınan son iki faul felaketti. Keza Pierce için çalınan faullerde. Anlatılacak gibi değil kısaca. NBA'in bu hakem üçlüsüne ayar çekeceğini düşünüyorum. Bir önceki Celtics-Heat yazısında bahsettiğim gibi LeBron'un yanına 2.oyuncuyu çıkartmak zorundalar. Wade yine etkisizdi. 7/22 saha içi isabetiyle oynadı. Şutlarının girmemesiyle birlikte kafası oyunda değildi. Oyunun son bölümlerinde biraz toparlamış gibi gözükse de genel olarak hiç beklenileni veremedi. LeBron yine tek başına takımını sürüklemeye çalıştı, özellikle ilk yarıda. Haslem 12 sayı 17 ribaundla oynadı, önemliydi. Ancak ribaund diyince aklıma maç boyunca hiçbir şey yapmayan Mickeal Pietrus'un en kritik yerde aldığı 2 hücum ribaundu geliyor.
Üstte belirttiğim gibi Keyon Dooling'in 10 sayılık katkısı etkiliydi, özellikle serinin ilk iki maçında ortalama 10 sayılık bench katkısı alan takım için. Celtics'de Garnett 44, Ray Allen 47 ve Rajon Rondo 48 dakika sahada kaldı. Allen 37, Garnett 36 yaşında.. Tebrik etmek gerek. Diğer tarafta LeBron 49, Wade tam tamına 51 dakika süre aldı. Yıllar sonra bu maçın skor tablosuna bakan çocuğunuz "Baba bu adamlarda rotasyon diye bir şey yok muydu" diye sorabilir.
5.maç inanılmaz bir hal aldı doğal olarak. Celtics'in yüzdeli şut sokması çok önemli. 4.maçta da gördüğümüz üzere şutları girmeyince tıkanıyorlar. Özellikle Rondo drive etmeyi bırakınca ellerinde çok az hücum silahı kalıyor. İlk yarıdaki Rondo'yla ikinci yarıdaki Rondo arasındaki fark buydu, Rondo üçlük çizgisinin ardında hücumu yönetmeye kalkışınca Celtics tempo kaybediyor. Uzatmalarda tekrardan içeriyi zorlayıp basketler buldu.
Heat için ise Wade'in verimli performans vermesi çok çok önemli. Hakemlerin Wade ve LeBron'u koruduklarını zaman zaman görüyoruz. Miami'de oynanacak 5.maçta bunu kesinlikle kullanmalılar. LeBron'un 6.faulle oyun dışı kaldığı maç sonrasında oynanılacak olan 5.maçta hakemlerin kararları Celtics taraftarlarını üzebilir.
Etiketler:
Boston Celtics,
magicmert,
Miami Heat,
NBA
Bulls'un Hedefi Nash veya Kidd
Bulls'un maaş sınırını düşününce bu iki oyuncuya minumum veteran kontratından daha güzel ve ilgi çekici kontratlar vermesinin ihtimali yok. Sezon sonunda emekli olmayı düşünmeyeceğini söyleyen Jason Kidd minumum kontrata oynamayacağını da eklemişti. Steve Nash'in ise Phoenix'den ayrılıp ayrılmama konusunda kararsız olduğunu biliyoruz. Rose'un 2013'ün başında geri döneceği söylense bile sahalara döndüğünde eskisi gibi at koşturamayacak. Hem psikolojik açıdan hem de fiziksel olarak önünde aşması gereken uzun bir süreç var. Bu dönemde point guard bölgesinden gelecek katkı kilit nokta olacak. Steve Nash 1974 doğumlu, seneye 39 yaşında olacak, fakat geçtiğimiz sezon neler yaptığını gördük. Ayrıca 2012 Londra'dan sonra ameliyat olacak Deng de uzun süre takımdan ayrı olacak.
Hazır Bulls hakkında konuşmuşken, John Lucas'ın biten sözleşmesi yenilenmezse seviniriz.
Son olarak bu iki ismin Miami'yle de adlarının anıldığını belirtelim. Steve Nash'in basketboluna laf atacak değilim buradan ancak Miami Heat hücumuna çok yatkın değil bana kalırsa. Miami için Jason Kidd çok daha iyi hamle olur.
Hazır Bulls hakkında konuşmuşken, John Lucas'ın biten sözleşmesi yenilenmezse seviniriz.
Son olarak bu iki ismin Miami'yle de adlarının anıldığını belirtelim. Steve Nash'in basketboluna laf atacak değilim buradan ancak Miami Heat hücumuna çok yatkın değil bana kalırsa. Miami için Jason Kidd çok daha iyi hamle olur.
Etiketler:
Chicago Bulls,
Jason Kidd,
magicmert,
NBA,
Steve Nash
Cumartesi, Haziran 02, 2012
Celtics 2-1 Yaptı
Dünkü maçtan sonra birçok Celtics taraftarının iç çekip 2.maçı hatırladığını düşünüyorum. 3.maçın tam tersi bir oyun oynanmış, Celtics galibiyete çok yaklaşmıştı. İlk maçı kenarda bırakırsak, ikinci maç ile üçüncü maç arasında oyun bakımından dağlar kadar fark vardı. Celtics'in atarak Miami'yi mağlup edemeyeceğini defalarca yazıldı çizildi. 2.maçta hücum bakımından yapabileceklerinin en iyisi yapıp yine de kaybetmişlerdi. Bu sabaha karşı oynanan maçta ise, ilk çeyreği bir kenarda bırakırsak, harika savunma yaptılar. Savunmada tek eksik kısım savunmaya hızlı koşamamalarıydı. Bu sayede Heat 8-10 sayıyı kolayca kaydetti. Fakat Doc Rivers'ın savunma bakımından dünkü performanstan daha iyi şeyler bekleyeceğini sanmıyorum, özellikle ilk çeyrek sırasında aynı tas aynı hamam giden Celtics savunması 2.çeyrekten başlar başlamaz vidaları sıktı ve maçı Celtics'e getiren en kilit nokta bu savunma oldu.
2.maçın yıldızı şüphesiz Rajon Rondo'ydu. 3.maçta ise Pierce, Garnett ve Rondo 20 sayının üzerine çıktı çıkmasına ama maçın yıldızı kesinlikle Kevin Garnett'ti. 24 sayı 10 ribaund'la oynadı, istatistik kağıdına bakınca en çok dikkat çeken şey ise Garnett'in sahada olduğu sırada Boston'ın Miami'ye 27 sayı fark atmış olmasıydı. Garnett'in varlığının Celtics için önemini açık açık gösteriyor. 2.maçta benchden hiç katkı alamayan takımın bu maçta Dooling ve Daniels'dan aldığı 16 sayılık katkı da çok önemliydi. Celtics benchinin ilk iki maçtaki ortalaması 10.5 sayıydı, bilemiyorum ama tarihin en düşük rakamları olabilir.
Miami cephesinse ise 'one man show' vardı yine. Wade'in 20 şutta 18 sayı atmasını saymazsak.. Ki saymamalıyız kanımca. Wade'in içeri driveları ve potayı zorlayarak aldığı fauller Miami Heat hücumu açısından çok önemli. Wade maç boyunca serbest atış çizgisine gitmedi. Aynı şey LeBron hakkında da söylenebilir belki ama o en azından oldukça verimliydi. 34 sayı 8 ribaund 5 asist 2 top çalma 2 blok.. Celtics Miami'yi nasıl yeneceğini öğrendi en azından. Ancak bunu bir daha uygulamak söylenildiği kadar basit olmayacak. Şu çok açık ki Heat'in galibiyetinin anahtarı LeBron'a ayak uyduracak 2.oyuncudan geçiyor. Bu oyuncunun tabii ki Wade olması bekleniyor. Wade'in agresif olduğu çoğu maçı da Heat kazandı zaten.
Dün Spoelstra son çeyrekte inanılmaz kısa 5'le sahadaydı. Nasrettin Hoca'nın ya tutarsa fıkrasından farksızdı. Tabii bunu denemesindeki en büyük etken farkın 18-20 civarlarında olmasıydı. Bi nebze tutmuş gibi görünse de esasında yakından uzaktan alakası yok. Mike Miller'ın ekstra 2 üçlüğü ve Chalmers'ın acayip turnikesinin ardında bulduğu basket faul farkın kapanmasını sağladı. Yani Spoelstra'nın hücumda yaptığı muazzam değişikliklerden değil. Ayrıca Garnett-LeBron eşleşmesi oldu, LeBron içeride bazı pozisyonlarda topu bile alamadı. Ayrıca işin savunma kısmı da var. Her neyse umarım bir daha denemez.
Dün Spoelstra son çeyrekte inanılmaz kısa 5'le sahadaydı. Nasrettin Hoca'nın ya tutarsa fıkrasından farksızdı. Tabii bunu denemesindeki en büyük etken farkın 18-20 civarlarında olmasıydı. Bi nebze tutmuş gibi görünse de esasında yakından uzaktan alakası yok. Mike Miller'ın ekstra 2 üçlüğü ve Chalmers'ın acayip turnikesinin ardında bulduğu basket faul farkın kapanmasını sağladı. Yani Spoelstra'nın hücumda yaptığı muazzam değişikliklerden değil. Ayrıca Garnett-LeBron eşleşmesi oldu, LeBron içeride bazı pozisyonlarda topu bile alamadı. Ayrıca işin savunma kısmı da var. Her neyse umarım bir daha denemez.
4.maç ise serinin en kritik maçı. 2-2 olsa bile Celtics'in geçemeyeceğini düşünüyorum ama seri inanılmaz bir noktaya gelir. 4.maçta Wade'in performansını merakla bekliyorum. Artık LeBron'un o baskı altında saçmalayabilirliğinden uzak olduğunu gördük. LeBron'u sevmeyen herkes bu gerçekten bahsetmek istemiyor. Ben söyleyeyim, New York serisinde, Indiana serisinde ve bu seride LeBron inanılmaz oynuyor.
Neyse efendim 4.maçı iple çekiyoruz.
Etiketler:
Boston Celtics,
Kevin Garnett,
Lebron James,
magicmert,
Miami Heat,
NBA
Jordan'ın Oğlundan Pornostara Teklifler
Marcus Jordan'ın twitter profiline arada bir girip baktığım halde bu twitine denk gelmemiştim. Gece gece "Hayvan oğlu hayvan" dememe sebep olup baba Jordan'a da dil uzatmamı sağladı. Jordan'ın da bu konularda çok temiz olmadığını gayet iyi biliyoruz. 1999'da North Carolina'da bi barda tanıştığı kadını evine götürüp 60 dolar vermiş, sonrasında aynı kişiyle 3 yıllık ilişki yaşamış, 2002'de Jordan'ın eşi Juanita durumu öğrenip boşanma davası açmaya karar vermiş, fakat Jordan olayı boşanmadan atlatmayı başarmıştı. Gerçi ikili 2006'da boşandı.
Marcus Jordan'ın yaptığı şey ise çok daha farklı. Milyonlarca insanın görebildiği sosyal ağ üzerinden yazması çok değişik bi kafaya sahip olduğunu gösteriyor. Paul George'un da pornostarlara yazdığını görmüştük ama Marcus'un yazdıkları çok acayip.
Rachel Roxxxx 2011 Avn(Adult Video News) ödüllerinde 3 tane ödül almış, işin ehli bir ablamız. -Tamamen wiki bilgileri eheh- 29 yaşında, şu ana kadar 149 pornoda rol almış. Marcus'un Rachel'a yazdığı gibi onun ilk zencisi olamaz, imkansıza yakın. Öte yandan Marcus züppesi bundan önce Rachel'la beraber olmuş ve para ödemiş ki bu sefer daha çok kazanacağını iddia ediyor. Olaya gülme sebebim ise sabah 9'da yazmış olması. Chicago yerel saatiyle 9'da yani.
Postun sonuna Rachel ve Marcus'un fotoğraflarını koyalım da parayla saadet olmaz diyenler bitsin.
Etiketler:
Magazin,
magicmert,
Marcus Jordan
Cuma, Haziran 01, 2012
Spurs'ün Serisi Sona Erdi
Saat 4'e kadar bekleyip ilk çeyrek sonunda uyuyakalarak maçın büyük bir kısmını kaçırdım. Skora bakmadan önce oldukça üzüldüm. Neyse ki son topa kadar giden bir maç olmamış. Spurs playofflar başladığından bu yana ilk mağlubiyetini almış oldu. Maçın diğer iki karşılaşmadan farkı Thunder'ın Spurs'ü 82 sayıda tutmuş olması. Thabo Sefolosha'nın getirdiği savunma katkısının yanında attığı 19 sayı kilit nokta olmuş. Maçı izlemediğim için bol keseden sallamıyorum, özeti koyuyorum.
2010'da Lakers-Thunder eşleşmesinde Okc'ye 2-0'la giden seri 2-2'ye gelmiş, sonrasında Lakers 4-2'yle geçmişti.
Etiketler:
magicmert,
NBA,
Oklahoma City Thabo Sefolosha,
San Antonio Spurs
Dream Team Geliyor
1992 Barcelona Olimpiyatları'nda tüm takımları geldiklerine pişman eden, maç başına 43.8 sayılık farkla rakiplerini mağlup eden rüya takımın 13 Haziran 2012'de Nba Tv'de gösterilecek olan belgeselinin fragmanı yayınlandı.
Belgeselin dışında, 20 yıl önce Magic Johnson ve Michael Jordan'ın tek potada yaptıkları birebir maç da gösterilecek.
Etiketler:
1992 Barcelona,
Larry Bird,
Magic Johnson,
magicmert,
Michael Jordan,
Olimpiyatlar
Perşembe, Mayıs 31, 2012
Celtics'in Son Kurşunuydu Rondo
Dün gece oynanan karşılaşmada Celtics yeşil-siyah forma giymeleri dışında her şeyi doğru düzgün yaptı. Celtics'in kilit ismi olarak gösterilen Rondo 44 sayı 10 asist 8 ribaund 3 top çalma ile oynadı. Playoff seviyesinde, özellikle konferans finalinde böyle bir performans göstermeyi başaran oyuncu sayısı bir elin parmakları kadar. Her şeyi yaptıklarını söylediğim kısım Celtics'in ilk beş oyuncusunu kapsıyor. Kenardan sadece 7 sayılık bir katkı geldi. Karşı tarafta Miami benchi ise 25 sayılık katkı sağlayarak maçın kazanılmasında kilit rol oynadı.
Celtics'in elindeki işe yarar her şeyi kullanarak bile Miami Heat'i yenememesi serinin psikolojik açıdan bitmesine neden oldu. Kesin yargılarla konuşmak yanlış belki ancak 3.maçta Garden'ın önceki serilerde olduğu kadar çoşkulu olacağını düşünmüyorum. "Bize LeBron'u Getirin" diye pankart açanlar sezon içindeki maçlarda olduğu gibi agresif olur mu bilinmez, fakat Celtics'in dün gece gösterdiği performansın benzerlerini serinin ilerleyen maçlarında izlememiz oldukça zor gözüküyor.
Dünkü karşılaşma gerçekten çok özeldi, ancak akıllarda kalan en büyük şey Rondo'nun göstermiş olduğu olağanüstü performans oldu:
Rondo'nun triple-double performanslarını veya o performansa yakın istatistiklerine çok defa şahit olduk. Dünkü performans çok ayrıydı. Playoff karşılaşması olması, Miami Heat'e karşı olması, hiç çekinmeden kaldırıp şut atması, şutuna bu kadar güvenmesi vs. %67 saha içi isabetiyle 44 sayı.. 2/2 üçlük 10/12 serbest atış 10 asist 8 ribaund. Çok özeldi çok.
Etiketler:
Boston Celtics,
magicmert,
NBA,
Rajon Rondo
Çarşamba, Mayıs 30, 2012
Spurs: Basketbol, Keyif, Popovich
Bugün Sportivi ekranlarındaki Blogtivi programına katıldım. Kendilerine tekrardan çok teşekkür ediyorum, yeniden yazmaya başlamam için de güzel bir sebep oldu. Twitter'ın benim gibi tembel bloggerları iyice elden ayaktan kestiğini söylemek için Einstein olmaya gerek yok. Ancak 140 karaktere sığamayacak bir sürü şey de yok değil. İnanılmaz şekilde bilgi akışı var. İnternet buluşundan bu yana, özellikle de sosyal ağlar çıktığından beri korkunç şekilde... Tabii getirdikleri olduğu gibi götürdükleri de oluyor. Her neyse 1,5 aydan sonra yeni bir post atıyorum.
Basketbola dönecek olursak, sabaha karşı oynanan maçta Spurs seriyi 2-0 getirdi ve Thunder'ın umutları iyice azaldı. Spurs'ün oynadığı rakiplerin Thunder'a nazaran daha çelimsiz olması acaba dedirtmişti seri öncesinde. Geçen senekinden oldukça farklı bir şekilde dahi olsalar şampiyon ünvanına sahip Dallas Mavericks'i süpürmeleri, 2009 ve 2010 yıllarında şampiyonluk kazanan Lakers'a sadece 1 maç vermeleri, öte yandan Spurs'ün konferans finaline gelirken Lakers ve Mavericks'e göre daha kolay diye tanımlayabileceğimiz rakipler olan Clippers ve Jazz ile oynayarak gelmesi Thunder'ın rakibine göre daha hazır olabileceğini düşünmemizi sağlamıştı. Bu yüzden ilk maçı Thunder alabilir diyordum kendi kendime. Fakat seri öncesinde de büyük çoğunluk gibi Spurs'ün geçeceğini düşünüyordum ancak kafamın bir köşesinde "Thunder'ın tersi kötüdür abicim" diye fısıltılar dönüyordu. Bu fısıltılar sezon içinde oynanan Thunder-Bulls maçından sonra yerleşti, hani Westbrook Ömer'i poster yapmıştı ya, evet o maç, galiba psikolojik..
Popovich öyle bir takım yarattı ki, rakiplerin isimlerine bakmaksızın kendi basketbolunu oynayıp kazanıyorlar. Özellikle Popovich'in yaptığı en büyük devrim, yaşlı bir savunma takımı olan Spurs'ü kısa zaman içinde harika bir hücum takımına çevirmesi oldu. Normal sezon sonrasında mağlubiyet yüzü görmediler. 10 galibiyet 0 mağlubiyet..
Basketbolun izlenebilirliğini en alt seviyeye düşürdüğünü düşündüğüm isolation basketbolu yok Spurs'te. Bu bile yeterli. Hücumda hızlı dönen toplar, pick&rolller, ekstra paslar vs. derken Spurs hücumu son yıllardaki en iyi hücum basketbolu halini alıyor. Sezon ortasında takıma katılan Stephen Jackson bile takımın bi' parçası oldu. Öte yandan Popovich'in yaptığı önemli değişiklik olan Danny Green ve Kawhi Leonard'ın kendilerine çizilen rollere cuk diye oturmuş olması Spurs için büyük avantaj oldu.
Serinin 2-0 olmasındaki önemli sebeplerden biri de Thunder'ın bu seride düşük yüzdeyle oynaması. Thunder değil de Westbrook demeliyim galiba. Lakers'ı paramparça eden Westbrook aynı performansı Tony Parker karşısında gösteremiyor. Lakers'a karşı oynadıklar konferans yarı finalinde %49'la şut atarken, Spurs karşısında %37 ile oynuyor. Geride olmalarının sebebi kesinlikle Westbrook'a bağlanamaz elbette, en büyük sebep tamamen Spurs'ün harika basketbolu. Hiç kaybetmeyecek gibi oynuyorlar. Son 19 maçını kazanan bu takımın playoffların bitimine kısa süre varken 4 kere yenilmesi pek olağan gözükmüyor. Oklohoma City'de oynanacak olan 3.maç en kritik karşılaşma olacak. Nba tarihinde 3-0'dan geri gelen herhangi bi takım yok.
Paylaştığım video Spurs hücumunu anlatmak açısından çok doyurucu olmayabilir ama en azından bi fikir verebilir:
Gönül Spurs-Celtics serisini ister ancak Miami Heat'i 4 kere yenebilecek bi kuvvet göremiyorum yeşillerde.
Etiketler:
magicmert,
San Antonio Spurs,
Tim Duncan
Çarşamba, Nisan 18, 2012
Savaş Öncesi Son Hazırlıklar
Play-off için 'çocukların adam olduğu yer' tabiri çok kullanılır, her play-off maçı yayınında geçer, söylenir ve esasında klişedir. Ancak doğrudur. Lokavt dolayısıyla geç başlayan sezonda çok maç oynanmasıyla beraber takımlarda çok fazla inişli çıkışlı performanslar gözlemlemiştik. Zaman zaman bazı takımlar 5-6 gün içerisinde 4 maç oynamak zorunda kalmıştı. Artık o inişli performansları geride bırakıp, takımların play-off için son hazırlıkları yapma sürecine girmiş durumdayız. Ve normal sezonun sonuna az bir zaman kala takımların göstereceği bu son performanslar play-offlar için bir gösterge niteliğinde.
Geçtiğimiz sezon Dallas Mavericks'in başardığı şeyi yeni yeni idrak etmeye başlıyorum. Lakers serisinden sonra öyle bir görüntü bırakmışlarki hafızamda o seri sonrasında yaptıkları her şey çok olağan gelmişti bana. Şimdi düşününce 1995'te şampiyon olan Houston Rockets ve 2004'teki Detroit Pistons'ın şampiyonlukları kadar enteresan olduğunu anlıyorum. Bu sezon play-off resmine bakınca alttaki takımların geçen sene Memphis Grizzlies'ın yaptığı etkiyi yapabilecek kapasitesi olduğunu pek düşünmüyorum. 8.sıradan girip 1.sıradaki takımı elemek tarihte de çok görülmüş bir şey değil zaten. 67 galibiyetiyle göz doldurmuş Dirk'lü Dallas Mavericks ve Mutombo'ya kurban giden Seattle SuperSonics direk akıllara gelen örnekler. Ve son örneği de dediğimiz gibi geçen sene Memphis'in yakaladığı inanılmaz havayla yok olan konferans lideri Spurs. Batı konferasında takımların seviye olarak birbirine yakınlığı doğudakinden daha normal düzeyde. Özellikle doğudaki Miami ve Chicago dominantlığı batıda kesinlikle yok. Sadece Oklohoma City Thunder'ın performansı diğer takımlardan daha farklı. Onlarda şimdilik liderliği geriden gelen Spurs'e devrettiler.
***
Eşleşmeler belli değil, o yüzden eşleşme olarak değerlendirmek mümkün değil. Bu yüzden genel olarak takımlara değineceğim.
Doğu Konferansı:
Sezon öncesinde "Abi bırakın sezonu, direkt geçelim Miami Heat-Chicago Bulls serisine" tarzında söylemler dönüp dolaşıyordu. Durumun bu kadar vahim olduğunu sezon içinde gördük. İki takım konferanstaki diğer takımlardan oldukça farklı. Boston Celtics'in son dönemdeki çıkışının play-offlara yansıyacağını çok düşünmüyorum. Keza New York Knicks'in Woodson'la birlikte oynadığı güzel basketbol, sahip oldukları silik bench sebebiyle bu iki güçlü takıma diş geçirememelerine sebep olacaktır. Knicks'in bu çıkışı Amare'den yoksun bir şekilde yaptığını ve o gelince birkaç kademe üste çıkacağını düşünenler var. Bunun doğruluğunu Amare'nin çıktığı ilk 4-5 maç gösterecek. Ayrıca Melo'nun bu kısa beşte oynadığı 4 numara pozisyonu artık olmayacak, bu yüzden performans 3-4 seviye artar demek pek doğru olmaz. Mike Woodson'la birlikte oynadıkları basketbol, yaptıkları savunma gayet iyi seviyede. Miami ile oynamaları için dualar ediyorum, mükemmel bir ilk tur eşleşmesi olur. Hem iki takımın önemli playoff tarihi olması hem de çok önemli yıldızlara sahip olmarı sebebiyle inanılmaz eşleşme olur. Celtics'in geçen sene süpürdüğü gibi bu sene çok kolay lokma olacaklarını düşünmüyorum. Mike Woodson'la birlikte bir takım karakteri kazanmış durumdalar. Çoğu kez giden maçı çevirmelerinin sebebi de bu. İçeride oynadıkları Chicago Bulls maçı ve sezonun en kritik maçı sayılabilecek Milwaukee Bucks güzel örnekler.
Konferansın en rezil durumunda olan takımı şüphesiz Philadelphia 76'ers. Playoff'a hazır olmayı geçtim, bu oyunu devam ettireceklerse dükkanı kapatmayı tercih etsinler. Chicago Bulls veya Miami Heat'le eşleşecekler ve iki takımdan da bu oyunla maç almaları imkansız(!). Ayrıca yerlerini Milwaukee'ye kaptırma ihtimali de yok değil. Sezonun girişindeki 76'ers'le şu anki 76'ers arasında uçurumdan öte bir fark kısacası. Keza Orlando Magic'de onlardan çok farklı durumda değil. Ancak onların durumunu sakatlık başlığı altında açıklamak mümkün. Howard, Hedo, Anderson, Richardson dönem dönem forma giymedi. Howard ve Hedo ise son 2-3 haftadır oynamıyor. Şu an için hiç mi hiç hazır gözükmüyorlar. Geçen sene kaybettikleri Atlanta Hawks serisi Hedo'nun takıma katılmasının çok doğru bir tercih olmadığını gösterir gibiydi, Otis Smith tükürdüğünü yalamaktansa yenilenmeyi tercih etseydi daha doğru bir hamle olabilirdi. Howard'ın seneye takımdan ayrılacağı nerdeyse kesin gibi.
Boston Celtics için üstte yazdığım gibi son dönemde Avery Bradley ve Kevin Garnett'in gerçekten iyi oyunu onlara bir kademe atlattı. Ne yazık ki o rotasyonla şampiyonluk yarışından çok uzakta görüyorum Celtics'i. Sezon ortasında takıma katılan Ryan Hollins'a pek güvenmiyor Doc. Çok az süre alıyor. Halbuki Cavaliers formasıyla zaman zaman iyi performanslar göstermişti. Takas döneminin son günlerinde adları geçen büyük yıldızlar son dans için kollarını sıvamış durumda. Geçen sezon play-off ilk turunda Chicago Bulls'a karşı çok dirençli basketbol oynayan Pacers, beklenildiği gibi bu sezon yapılan katkılarla geçen senekinden çok daha iyi durumda. Şampiyon adaylarıyla birlikte adı anılmıyor fakat favori takımlara salça olabilecek kapasitede bir takım. Atlanta'da bahsetmek gerekirse, klasik Atlanta. Joe Johnson geldiğinden beri böyle heralde. Her sezon lig 4-5-6 numaralarda bitirilir, ilk geçilir ve sonrasında elenilir. Joe Johnson verilen o kocaman kontratta Atlanta Hawks organizasyonunun bu durumdan çok şikayetçi olmadığını gösteriyor. Esasında doğu konferansındaki takımların adeta figüranlık rolündeki oyuncular gibi olduğunu hissettiğim için durumu bir an önce Heat ve Bulls'a getiresim var.
Konferansa girerken diğer takımlardan ayrı tuttuğum iki takım için ise, diğer takımların kendilerini durdurabileceğini düşünmüyorum. Eğer bu iki takımın ismini konferans finalinde görmezsek çok büyük bir sürpriz sayılacağını düşünüyorum. 2010'da, normal sezon lideri LeBron'lu Cleveland'ı eleyen Celtics'in yaptığının 3-4 katı büyüklükte bir sürpriz olur. Gerçi onu sürpriz olarak görmeyenler de yok değil :)
İki takımda geçen seneki hallerinden pek farklı değil. Chicago için şutör guard eksikliği hep veryansın ediliyordu. Rip Hamilton geldi, sakatlıklar yüzünden çok fazla oynamayadı. Ne olursa olsun Heat karşısında sağlam durumda olabilirse artı puan getirebilecek bir hamle olduğu su götürmez bir gerçek. Miami ekibinde ise Shane Battier tek elle tutulur bir hamle. Norris Cole'un inanılmaz düşüşü sebebiyle adını yazmak pek doğru olmaz. Turiaf ise kötünün iyisi cinsinden. Joel Anthony'i kadar sert değil kesinlikle, ribaund eksikliği zaten biliniyor. Tek katkısı, Joel Anthony'nin yapamadığı şey, yani hücumda boşken bitirebilmek olabilir. Chicago ise bu sezon sakatlıklar sebebiyle tam kadro bir maça çıkamadı. Rose'un ardı ardına sakatlanması, Hamilton'ın ve Deng'in yokluğu derken takım eksik olarak ligi lider bitirmeyi başardı. Play-offlarda Rose'un geçen seneki performansını göstermesi çok kritik, Bulls için tek handikap şimdilik bu konu gibi gözüküyor.
İki takım arasındaki en büyük fark şüphesiz bench katkısı. Geçtiğimiz cuma günü oynanan karşılaşmada Bulls adeta benchiyle dövdü Miami Heat'i. "Bench Mob"diye adlandırılan Bulls benchi inanılmaz etkili. Ligin açık ara en iyi benchi. Miami'de ise bu durum tam tersi. Mike Miller'ın bir türlü sakatlıklardan kurtulamaması sebebiyle ondan beklenen katkı gelmedi. Norris Cole'dan sezon başı gelen katkı sonrasında eksi bir hal aldı. Genç oyuncunun performansı tepetaklak yuvarlandı adeta. Heat benchinin bal yapan tek arısı kuşkusuz Shane Batttier. Ancak Bulls'u geçmeleri için fazlasına ihtiyaç duyabilirler. Aynı şekilde Bosh'ın göstereceği karakter çok önemli. Enteresan bir şekilde, iki takımın power forwardleri aşağı yukarı aynı karaktere sahip. İkisi de büyük anlarda sinmekle ün yapmış durumda. Gerçi Boozer'un durumu Bosh'unkinden çok daha ünlü. Bulls için en kritik nokta Wade'i savunmak gibi duruyor. Karşı tarafta Miami cephesinde ise Wade ve LeBron'un dışında gelecek katkılar çok değerli olacak.
Batı Konferansı:
Batıda çok daha karışık bir durum söz konusu. Playoff yapacak hiçbir takımın sırası tam anlamıyla kesin değil. Batının doğuya göre en önemli farkı tüm takımların daha iç içe olması. Kalite bakımından çok ayrılmışlık yok. Geçen sene play-offlarda sürpriz sonuç diye nitelendirebileceğimiz eşleşmeler bu konferansta gerçeklemişti; gerek Memphis'in Spurs'ü elemesi, gerekse Dallas'ın Los Angeles'ı elemesi. Play-off resminde 8 numaraya oturmak için üç takım mücadele ediyor. Utah'ın şansını daha az gördüğüm için pek değinmeyeceğim, diğer iki takım Phoenix Suns ve Houston Rockets'dan söz edelim. Bu iki takım arasından Houston Rockets'ın gelmesini bekliyorum, çünkü Suns'ın kalan 5 maçı cidden çok zor. Açıkçası bu iki takımında geçen sene Memphis'in yaptığı etkiyi yapmasını beklemiyorum. İki takımda batıda play-off yapacak takımların oldukça alt seviyesinde. Gönül Steve Nash'i play-off atmosferinde yeniden görmek ister ama play-offa kalsalar bile bu yol pek uzun olmaz gibi. Ayrıca Rockets'ın uzun rotasyonuyla hem Thunder'a hem de Spurs'e daha fazla direnebileceğini düşünüyorum.
Son şampiyon Dallas ise oldukça fazla kan kaybetti. Chandler'ın pota altı sertliği en önemlisi olsa gerek. Mark Cuban'ın hedeflediği üzere Deron Williams için maaş sınırının boş olan kısmına herhangi bir oyuncu dahil edilmedi. Takımın en büyük sıkıntısı uzun yoksunluğu olsa gerek. Mahinmi geçen sezon nerdeyse süre almazken, bu sezon ilk beşte yer alıyor. Keza Brendan Haywood'un da yetenekleri belli. Yaşayacakları en büyük sorun pota altı sertliği olacak, ayrıca Dirk'ün performansı beklenilen düzeyde değil. Sezon öncesinde kadrosuna Paul'u katan Clippers ise son yıllarda olmadığı kadar yukarılarda bitiriyor ligi. Ancak onların şişirme bir takım olduğunu düşünenlerin sayısı hiç az değil. Bundaki en önemli sebep Deandre Jordan ve Blake Griffin'in daha önce play-off tecrübesi olmamasından ziyade, pota altı uzaklarından bitiriciliklerinin olmaması. Boyalı alanı kilitleyen herhangi bir takım büyük sıkıntılar yaratabilir Clippers için. Burada kilit noktası Chris Paul'ün oyunu olacak. Ayrıca 2 numara katkısı almak için kucaklarına düşen Nick Young'ın felaket oyununu düzeltmesi gerekiyor. Randy Foye'un play-off sertliğinde fiziki dezavantajları sıkıntı yaratabilir.

Son 3 sezonda 2 şampiyonluk kazanan Lakers her zaman olduğu gibi yine şampiyonluk adaylarından biri. Sezon öncesinde takas dedikodularında adı geçtiği için ayrılmak isteyen Odom'un eksikliği elbette çok önemliydi. Hatta Odom şu kadroda olsaydı çok daha farklı durumda olacaklarını düşünüyorum. Sessions'ın gelmesiyle uzun süredir eksikliğini yaşadıkları point guard bölgesini kısmen doldurdular. Kobe'nin sakatlığı sebebiyle süre alamadığı şu günlerde Andrew Bynum'ın ve Pau Gasol'ün gösterdiği performans Lakers'ın uzunlarının dominantlığını birkez daha gözler önüne serdi. Kobe oynadığı zamanlarda Lakers daha çok Kobe üzerinden oynadığı için çoğu kez Bynum ve Gasol'ün sahip olduğu dominantlık kullanılmıyor. Kobe'den yoksun geçilen bu dönem bu gerçeğin görülmesi bakımından önemliydi. Öte yandan rakamlarıyla, oyunuyla en kötü sezonunu geçiren Ron Artest'in de son dönemde oynadığı basketbol etkileyici. Bu paragrafı okuyanlar "Kobe el freniymiş yahu"diyebilirler, durum tabii ki o kadar basit değil. Ancak Kobe'nin zaman zaman Lakers hücumunun akıcılığını öldürdüğü de bir gerçek. Lakers'ın benchi sorunlu diye nitelendirebilir. Matt Barnes çok önemli elbet ancak uzun olarak benchte pek kimseler yok. Josh McRoberts hiç iyi durumda değil. Onlar için en kritik durum Kobe döndükten sonra eski tas eski hamam kıvamında devam edilip edilmeyeceği konusu. Koç Mike Brown içinse, Phil'den sonra pek bir sönük kaldı diyebiliriz.
Geçen sezon 8.sıradan play-offa dahil olup lider Spurs'ü eleyen Memphis Grizzlies yine aynı şekilde, tam bir takım havasında. Koçundan, oyuncularına, taraftarlarına tam bir bütünlük hissediliyor. Nereye kadar giderler bilinmez ancak oynadıkları basketbol inanılmaz zevkli. Son olarak takıma katılan Gilbert Arenas'ın varlığı da çok iyi oldu takıma. Arenas hiç olmadığı kadar bilinçli gözüküyor. Marc Gasol ve Zach Randolph'lu uzun rotasyonlarına sezon başı piyangosu niteliğinde eklenen Marreese Speights ile birlikte çok iyi pota altına sahipler. Bu sezon iyice Nick Young basketbolu oynayan OJ Mayo ve Mike Conley'den oluşan guard ikilisi de oldukça başarılı. Keza geçen sezon play-offlarda Rudy Gay'in sakatlığından dolayı oynamadığını hatırlatalım. Bu sezon Rudy Gay katkısı da gelecek.
Son 10 yılın en istikrarlı takımı Spurs ise yine ligi çok üst sıralarda bitirecek. İyice yaşlanmış kadrosuna çok genç iki oyuncu ekledi. Hem Leonard hem de Green ilk beşte yer alıyorlar. Spurs'ün en büyük handikapı pota altı etkinliği. Duncan'ın yanında oynayan Dejuan Blair pozisyonuna göre çok kısa. Tiago Splitter ise Avrupa'da gösterdiği performansı bir türlü NBA'e yansıtamadı. En büyük silahları ise şüphesiz Gregg Popovich.
Bu sezon en az izlediğim takım olabilir Denver Nuggets. Son 1 ayda izlediğim tek maçı Chicago Bulls'la oynadıkları karşılaşmaydı. Chicago'ya 108 sayı atınca bir hayranlık söz konusu olmadı değil. Ancak Bulls'un kötü oyunu sebebiyle kaynaklanmıştı. Bu sezon çok fazla sakatlıktan başları ağrıdı. Açıkçası pek ilerleyebileceklerini düşünmüyorum. Son olarak Thunder'dan bahsedelim. İnanılmaz yüksek tempo basketbolu oynuyor Thunder. Rakiplerini felç edebiliyor bu tempo, tıpkı Bulls'a yaptıkları gibi. Ancak Russell Westbrook'un gösterdiği performans takımınkine direkt olarak etki ediyor. Thunder sisteminde Westbrook, Durant'in durduğu noktanın daha önünde. Bu sezon harika bir sezon geçirdiği için pek sorgulanmadı. Fakat geçtiğimiz sezon Thunder elenirken Westbrook'un büründüğü rol hepimiz tarafından oldukça yadırganmıştı. Zaman zaman kontrolden çıkıp çok bencil bir hal alabiliyor Westbrook. Çok iyi oynadığı sürece sorun yok ama kötü oynarken kontrolden çıkarsa anında problem oluyor Thunder adına. Ayrıca koçları da handikap. Son top için çizilen hücumlardan koçluk seviyesi belirlenir mi bilmem ama bu sezon kullanılan son 10 topun 10'nu da 8 metreden Durant'e üçlük olarak çizen bir koç var takımın başında.Ayrıca karakter olarakta öyle Westbrook'u dizginleyebilecek bir adam falan değil. Uzun rotasyonları oldukça iyi.Özellikle Perkins-Ibaka ikilisi blok makinesi gibi. Ancak ne olursa olsun Thunder'ın tam bir takım karakterinde olduğunu düşünmüyorum. Bu yüzden bir yerlerde birilerine takılacaklarını düşünüyorum.
***
Dediğim gibi daha eşleşmeler belli olmadığı için play-off öncesi son viraja girilirken ufak bir değerlendirme yaptım. Eşleşmeler belli olunca eşleşmeler üzerinden de yazarız.
İki takım arasındaki en büyük fark şüphesiz bench katkısı. Geçtiğimiz cuma günü oynanan karşılaşmada Bulls adeta benchiyle dövdü Miami Heat'i. "Bench Mob"diye adlandırılan Bulls benchi inanılmaz etkili. Ligin açık ara en iyi benchi. Miami'de ise bu durum tam tersi. Mike Miller'ın bir türlü sakatlıklardan kurtulamaması sebebiyle ondan beklenen katkı gelmedi. Norris Cole'dan sezon başı gelen katkı sonrasında eksi bir hal aldı. Genç oyuncunun performansı tepetaklak yuvarlandı adeta. Heat benchinin bal yapan tek arısı kuşkusuz Shane Batttier. Ancak Bulls'u geçmeleri için fazlasına ihtiyaç duyabilirler. Aynı şekilde Bosh'ın göstereceği karakter çok önemli. Enteresan bir şekilde, iki takımın power forwardleri aşağı yukarı aynı karaktere sahip. İkisi de büyük anlarda sinmekle ün yapmış durumda. Gerçi Boozer'un durumu Bosh'unkinden çok daha ünlü. Bulls için en kritik nokta Wade'i savunmak gibi duruyor. Karşı tarafta Miami cephesinde ise Wade ve LeBron'un dışında gelecek katkılar çok değerli olacak.
Batı Konferansı:
Batıda çok daha karışık bir durum söz konusu. Playoff yapacak hiçbir takımın sırası tam anlamıyla kesin değil. Batının doğuya göre en önemli farkı tüm takımların daha iç içe olması. Kalite bakımından çok ayrılmışlık yok. Geçen sene play-offlarda sürpriz sonuç diye nitelendirebileceğimiz eşleşmeler bu konferansta gerçeklemişti; gerek Memphis'in Spurs'ü elemesi, gerekse Dallas'ın Los Angeles'ı elemesi. Play-off resminde 8 numaraya oturmak için üç takım mücadele ediyor. Utah'ın şansını daha az gördüğüm için pek değinmeyeceğim, diğer iki takım Phoenix Suns ve Houston Rockets'dan söz edelim. Bu iki takım arasından Houston Rockets'ın gelmesini bekliyorum, çünkü Suns'ın kalan 5 maçı cidden çok zor. Açıkçası bu iki takımında geçen sene Memphis'in yaptığı etkiyi yapmasını beklemiyorum. İki takımda batıda play-off yapacak takımların oldukça alt seviyesinde. Gönül Steve Nash'i play-off atmosferinde yeniden görmek ister ama play-offa kalsalar bile bu yol pek uzun olmaz gibi. Ayrıca Rockets'ın uzun rotasyonuyla hem Thunder'a hem de Spurs'e daha fazla direnebileceğini düşünüyorum.
Son 3 sezonda 2 şampiyonluk kazanan Lakers her zaman olduğu gibi yine şampiyonluk adaylarından biri. Sezon öncesinde takas dedikodularında adı geçtiği için ayrılmak isteyen Odom'un eksikliği elbette çok önemliydi. Hatta Odom şu kadroda olsaydı çok daha farklı durumda olacaklarını düşünüyorum. Sessions'ın gelmesiyle uzun süredir eksikliğini yaşadıkları point guard bölgesini kısmen doldurdular. Kobe'nin sakatlığı sebebiyle süre alamadığı şu günlerde Andrew Bynum'ın ve Pau Gasol'ün gösterdiği performans Lakers'ın uzunlarının dominantlığını birkez daha gözler önüne serdi. Kobe oynadığı zamanlarda Lakers daha çok Kobe üzerinden oynadığı için çoğu kez Bynum ve Gasol'ün sahip olduğu dominantlık kullanılmıyor. Kobe'den yoksun geçilen bu dönem bu gerçeğin görülmesi bakımından önemliydi. Öte yandan rakamlarıyla, oyunuyla en kötü sezonunu geçiren Ron Artest'in de son dönemde oynadığı basketbol etkileyici. Bu paragrafı okuyanlar "Kobe el freniymiş yahu"diyebilirler, durum tabii ki o kadar basit değil. Ancak Kobe'nin zaman zaman Lakers hücumunun akıcılığını öldürdüğü de bir gerçek. Lakers'ın benchi sorunlu diye nitelendirebilir. Matt Barnes çok önemli elbet ancak uzun olarak benchte pek kimseler yok. Josh McRoberts hiç iyi durumda değil. Onlar için en kritik durum Kobe döndükten sonra eski tas eski hamam kıvamında devam edilip edilmeyeceği konusu. Koç Mike Brown içinse, Phil'den sonra pek bir sönük kaldı diyebiliriz.
Geçen sezon 8.sıradan play-offa dahil olup lider Spurs'ü eleyen Memphis Grizzlies yine aynı şekilde, tam bir takım havasında. Koçundan, oyuncularına, taraftarlarına tam bir bütünlük hissediliyor. Nereye kadar giderler bilinmez ancak oynadıkları basketbol inanılmaz zevkli. Son olarak takıma katılan Gilbert Arenas'ın varlığı da çok iyi oldu takıma. Arenas hiç olmadığı kadar bilinçli gözüküyor. Marc Gasol ve Zach Randolph'lu uzun rotasyonlarına sezon başı piyangosu niteliğinde eklenen Marreese Speights ile birlikte çok iyi pota altına sahipler. Bu sezon iyice Nick Young basketbolu oynayan OJ Mayo ve Mike Conley'den oluşan guard ikilisi de oldukça başarılı. Keza geçen sezon play-offlarda Rudy Gay'in sakatlığından dolayı oynamadığını hatırlatalım. Bu sezon Rudy Gay katkısı da gelecek.
Son 10 yılın en istikrarlı takımı Spurs ise yine ligi çok üst sıralarda bitirecek. İyice yaşlanmış kadrosuna çok genç iki oyuncu ekledi. Hem Leonard hem de Green ilk beşte yer alıyorlar. Spurs'ün en büyük handikapı pota altı etkinliği. Duncan'ın yanında oynayan Dejuan Blair pozisyonuna göre çok kısa. Tiago Splitter ise Avrupa'da gösterdiği performansı bir türlü NBA'e yansıtamadı. En büyük silahları ise şüphesiz Gregg Popovich.
Bu sezon en az izlediğim takım olabilir Denver Nuggets. Son 1 ayda izlediğim tek maçı Chicago Bulls'la oynadıkları karşılaşmaydı. Chicago'ya 108 sayı atınca bir hayranlık söz konusu olmadı değil. Ancak Bulls'un kötü oyunu sebebiyle kaynaklanmıştı. Bu sezon çok fazla sakatlıktan başları ağrıdı. Açıkçası pek ilerleyebileceklerini düşünmüyorum. Son olarak Thunder'dan bahsedelim. İnanılmaz yüksek tempo basketbolu oynuyor Thunder. Rakiplerini felç edebiliyor bu tempo, tıpkı Bulls'a yaptıkları gibi. Ancak Russell Westbrook'un gösterdiği performans takımınkine direkt olarak etki ediyor. Thunder sisteminde Westbrook, Durant'in durduğu noktanın daha önünde. Bu sezon harika bir sezon geçirdiği için pek sorgulanmadı. Fakat geçtiğimiz sezon Thunder elenirken Westbrook'un büründüğü rol hepimiz tarafından oldukça yadırganmıştı. Zaman zaman kontrolden çıkıp çok bencil bir hal alabiliyor Westbrook. Çok iyi oynadığı sürece sorun yok ama kötü oynarken kontrolden çıkarsa anında problem oluyor Thunder adına. Ayrıca koçları da handikap. Son top için çizilen hücumlardan koçluk seviyesi belirlenir mi bilmem ama bu sezon kullanılan son 10 topun 10'nu da 8 metreden Durant'e üçlük olarak çizen bir koç var takımın başında.Ayrıca karakter olarakta öyle Westbrook'u dizginleyebilecek bir adam falan değil. Uzun rotasyonları oldukça iyi.Özellikle Perkins-Ibaka ikilisi blok makinesi gibi. Ancak ne olursa olsun Thunder'ın tam bir takım karakterinde olduğunu düşünmüyorum. Bu yüzden bir yerlerde birilerine takılacaklarını düşünüyorum.
***
Dediğim gibi daha eşleşmeler belli olmadığı için play-off öncesi son viraja girilirken ufak bir değerlendirme yaptım. Eşleşmeler belli olunca eşleşmeler üzerinden de yazarız.
Etiketler:
Carmelo Anthony,
Chicago Bulls,
Los Angeles Lakers,
magicmert,
Miami Heat,
NBA,
Orlando Magic
Perşembe, Mart 29, 2012
Magic Necmi Değil Orlando Magic
Saat 02:50 suları.. “Uykusuz geceler” dedikleri şeyle her
zaman olduğu gibi yüzleştiğim bir başka
gece. Orlando Magic’in bebeği Glen Davis ilk serbest atışını kullandıktan sonra
Hidayet yine hakemden topu aldı ve mübarek ellerini topa sürttürdü. Hidayet’in
bu sene takımına yapamadığı katkıyı ellerini sürdüğü toptan beklemesi ya da
öyle gözükmesi Orlando’nun yerel basınında spor kategorisinin yanında ismiyle
başka bir kategori açılmasını sağlayabilecek kadar büyük süperstarı Dwight
Howard’ı tatmin edecek gibi gözükmüyor.
Takas dönemi boyunca dillerden düşmeyen Howard’ın adı yaklaşık 5-6 takımla anıldıktan sonra kendisi de gitmeyi kafasına koymuşken “U dönüşü” yapmayı buyurdular. Howard’ın bu süreç boyunca adeta bir dansöze dönüşmesi onun o sevimli dış görünüşünden bir şeyler götürmedi değil. Nitekim bir Carmelo Anthony olmadı, taraftarını sevindirdi ancak sözleşmeyi uzatmak yerine sadece opsiyonunu kullandı ve aynı şeylerin gelecek sezonda da yaşanacağının garantisini vermiş oldu bir bakıma. Tamamen bu beynin ürünü olan ve başka beyinlerden de duyduğum “Dwight Howard’ın Shaq’ın yaptıklarını yapmamak istemesi” de bu opsiyonu kullanmasında etkili olmuş olabilir, kim bilir..
Takas dönemi boyunca dillerden düşmeyen Howard’ın adı yaklaşık 5-6 takımla anıldıktan sonra kendisi de gitmeyi kafasına koymuşken “U dönüşü” yapmayı buyurdular. Howard’ın bu süreç boyunca adeta bir dansöze dönüşmesi onun o sevimli dış görünüşünden bir şeyler götürmedi değil. Nitekim bir Carmelo Anthony olmadı, taraftarını sevindirdi ancak sözleşmeyi uzatmak yerine sadece opsiyonunu kullandı ve aynı şeylerin gelecek sezonda da yaşanacağının garantisini vermiş oldu bir bakıma. Tamamen bu beynin ürünü olan ve başka beyinlerden de duyduğum “Dwight Howard’ın Shaq’ın yaptıklarını yapmamak istemesi” de bu opsiyonu kullanmasında etkili olmuş olabilir, kim bilir..
***
Orlando Magic’in 20.yılını henüz birkaç sezon önce kutladığını
düşünürsek, bu organizasyonun öyle büyük büyük, çarşaf çarşaf bir geçmişi ve
efsane oyuncuları yok. Tarihinde 2 final görmüş organizasyonun ikisinde de
başrolde iki dev adam ve onların dominantlığıyla kazanılmış konferans
şampiyonluklarını düşününce ufak bile olsa kıyaslanmaları gayet normal.
Shaquille O’neal lige giriş yaptığı sırada Stern’ün elini sıkarken doğada
serbest bir protein olarak gezdiğim doğrudur ancak ilk sezonundan itibaren
dünyada idim. 1995 NBA Finali’ne uzanan
yolu o zamanda yaşayamasam da sonradan -Nba Tv yayınları sağolsun-
yaşayabildim. 2009’un Magic’inin aştığı uzun ve zorlu yolda ise bizzat kanlı canlı ekran
başındaydım. Shaq ve Howard’ın takımlarını finale taşırken hangi şartlarda bunu yaptıklarına dair yürütülen bir tartışma sabaha kadar konuşulabilir ancak bu tartışmayı yapacak
kişiler arasındaki kapışma şundan çok farklı değildir:
-Howard’ın bir Penny’si
yoktu baba
-Howard bir Jordan geçmedi yalnız.
-Horace Grant gibi perde arkasındaki işleri yapan adam var
mıydı peki?
-Sen onu bırak Hedo öyle oynamasaydı peki?
…
2009’daki finalden sonra Hedo’nun Orlando Magic’in 4 yıllık
35 md’lık sözleşmesini kabul etmeyip diğer tekliflere yöneldikten sonra, Orlando
Magic’in zeki(!) genel menejeri Otis Smith diğer takımların verdiği daha yüksek
değerler için “Hedo bunları hak etmiyor” gibisinden bir açıklama yapıp, 2 yıl sonra bu oyuncuyu takımına aldığı zaman
göstermişti ne denli bir menejer olduğunu. Gerçi buna gerek yoktu, Lewis’in
ağır kontratını gönderirken bir o kadar ağır olan kontrata ve bitmiş bir
süperstara kucak açarken de bunu biraz olsun göstermişti-Sonrasında amnesty hakkını kullanıp takımdan postalanmıştı Arenas-. Örnekler Vince Carter
takasıyla genişletilebilir. Sadece takasın içine atılan bir parça gibi gözüken
Ryan Anderson’ın çıkışını düşündüğünü falan sanmıyorum.
Hedo’nun kontratı aldıktan sonra Toronto’da gerçekleştirdiği yatışa geçme olayını-Nba kariyeri boyunca adı birkez bile partilerle anılmayan bir adamın adı çıktı bu şehirde. Taraftar o şekilde hayıflandı verilen o büyük kontrata- Orlando’da yapacağını düşünmesem bile 2009 Play-off’larında gösterdiği
efsane performansları tekrarlaması çok da kolay olmazdı. Fakat 2009’daki
başarıyı tekrarlamak uğruna eski oyuncusuna geri dönecek kadar gerilere dönen
bir genel menejer için en başta bu hamleyi yapmak hem takımına hem de diğer
oyunculara daha faydalı olabilirdi. Geçen sene Atlanta Hawks’a karşı kaybedilen
ilk tur eşleşmesinden sonra Hedo’ya “point forward” görevinin tekrar
verilmeyeceğini düşünenlerdendim. Çünkü Hedo perişan bir haldeydi ve bir suçlu
aranıyorsa o kesinlikle Hedo olmalıydı. NBA’de en çok beğendiğim
koçlardan biri olan Stan “The Babacan” Van Gundy onun arkasında durdu ve ona bu
görevi vermeye devam etti.
2009’daki yapılanmayla bugünkü yapılanma koç ve
sistemin aynı olmasından dolayı benzer olsa bile bazı oyuncuların
değişmesinden, bazılarının ise performansını düşüş göstermesinden dolayı takım 2009’daki çizginin oldukça gerisinde.
Bu önermeyi istatistikle desteklemek gerekirse;
Bu önermeyi istatistikle desteklemek gerekirse;
2009 Magic'i:
| Rk | Player | Age | G | GS | MP | FG | FGA | FG% | 3P | 3PA | 3P% | FT | FTA | FT% | ORB | DRB | TRB | AST | STL | BLK | TOV | PF | PTS |
|---|
| 1 | Dwight Howard | 23 | 79 | 79 | 35.7 | 7.1 | 12.4 | .572 | 0.0 | 0.0 | .000 | 6.4 | 10.7 | .594 | 4.3 | 9.6 | 13.8 | 1.4 | 1.0 | 2.9 | 3.0 | 3.4 | 20.6 |
| 2 | Rashard Lewis | 29 | 79 | 79 | 36.2 | 6.1 | 13.8 | .439 | 2.8 | 7.0 | .397 | 2.8 | 3.4 | .836 | 1.2 | 4.6 | 5.7 | 2.6 | 1.0 | 0.6 | 2.0 | 2.5 | 17.7 |
| 3 | Hedo Turkoglu | 29 | 77 | 77 | 36.6 | 5.5 | 13.3 | .413 | 1.7 | 4.9 | .356 | 4.1 | 5.1 | .807 | 0.6 | 4.7 | 5.3 | 4.9 | 0.8 | 0.2 | 2.6 | 2.8 | 16.8 |
| 4 | Jameer Nelson | 26 | 42 | 42 | 31.2 | 6.4 | 12.6 | .503 | 2.0 | 4.3 | .453 | 2.0 | 2.3 | .887 | 0.5 | 3.0 | 3.5 | 5.4 | 1.2 | 0.1 | 2.0 | 2.9 | 16.7 |
| 5 | Rafer Alston | 32 | 29 | 28 | 29.5 | 4.2 | 10.3 | .413 | 1.1 | 3.5 | .317 | 2.4 | 3.4 | .707 | 0.3 | 2.6 | 2.9 | 5.1 | 1.8 | 0.1 | 1.8 | 2.2 | 12.0 |
| 6 | Mickael Pietrus | 26 | 54 | 25 | 24.6 | 3.3 | 7.9 | .413 | 1.5 | 4.1 | .359 | 1.4 | 2.0 | .709 | 0.8 | 2.4 | 3.3 | 1.2 | 0.6 | 0.4 | 1.0 | 2.3 | 9.4 |
| 7 | Courtney Lee | 23 | 77 | 42 | 25.2 | 3.2 | 7.0 | .450 | 1.1 | 2.6 | .404 | 1.0 | 1.2 | .830 | 0.2 | 2.1 | 2.3 | 1.2 | 1.0 | 0.2 | 0.9 | 2.0 | 8.4 |
| 8 | J.J. Redick | 24 | 64 | 5 | 17.4 | 1.8 | 4.7 | .391 | 1.0 | 2.8 | .374 | 1.3 | 1.5 | .871 | 0.1 | 1.6 | 1.7 | 1.1 | 0.3 | 0.0 | 0.8 | 1.1 | 6.0 |
| 9 | Keith Bogans | 28 | 36 | 15 | 21.9 | 1.8 | 4.9 | .360 | 1.2 | 3.5 | .333 | 0.6 | 0.7 | .875 | 0.4 | 2.7 | 3.1 | 0.9 | 0.6 | 0.1 | 0.5 | 1.7 | 5.3 |
| 10 | Anthony Johnson | 34 | 80 | 12 | 18.5 | 1.9 | 4.8 | .404 | 0.7 | 1.7 | .391 | 0.8 | 1.0 | .753 | 0.4 | 1.5 | 1.8 | 2.5 | 0.6 | 0.1 | 1.0 | 1.4 | 5.3 |
| 11 | Tony Battie | 32 | 77 | 3 | 15.6 | 2.1 | 4.2 | .489 | 0.0 | 0.1 | .222 | 0.7 | 1.1 | .659 | 1.2 | 2.4 | 3.6 | 0.4 | 0.3 | 0.3 | 0.6 | 1.5 | 4.8 |
| 12 | Marcin Gortat | 24 | 63 | 3 | 12.6 | 1.7 | 3.0 | .567 | 0.0 | 0.0 | 1.000 | 0.4 | 0.7 | .578 | 1.5 | 3.0 | 4.5 | 0.2 | 0.3 | 0.8 | 0.4 | 1.8 | 3.8 |
| 13 | Jeremy Richardson | 24 | 12 | 0 | 7.8 | 1.2 | 4.1 | .286 | 0.5 | 1.4 | .353 | 0.3 | 0.5 | .500 | 0.1 | 1.1 | 1.2 | 0.3 | 0.0 | 0.0 | 0.3 | 0.5 | 3.1 |
| 14 | Brian Cook | 28 | 21 | 0 | 7.0 | 1.1 | 2.9 | .383 | 0.5 | 1.2 | .440 | 0.2 | 0.3 | .833 | 0.3 | 1.0 | 1.3 | 0.2 | 0.1 | 0.0 | 0.5 | 1.1 | 3.0 |
| 15 | Tyronn Lue | 31 | 14 | 0 | 9.2 | 1.2 | 3.1 | .395 | 0.4 | 1.2 | .353 | 0.1 | 0.2 | .667 | 0.0 | 0.8 | 0.8 | 1.0 | 0.1 | 0.0 | 0.1 | 0.9 | 3.0 |
| 16 |
2012 Magic'i:
| Rk | Player | Age | G | GS | MP | FG | FGA | FG% | 3P | 3PA | 3P% | FT | FTA | FT% | ORB | DRB | TRB | AST | STL | BLK | TOV | PF | PTS |
|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|---|
| 1 | Dwight Howard | 26 | 50 | 50 | 38.3 | 8.0 | 13.7 | .582 | 0.0 | 0.1 | .000 | 5.2 | 10.6 | .488 | 3.7 | 11.0 | 14.7 | 1.9 | 1.5 | 2.2 | 3.2 | 2.9 | 21.1 |
| 2 | Ryan Anderson | 23 | 49 | 49 | 31.5 | 5.4 | 12.3 | .440 | 2.9 | 7.0 | .416 | 2.4 | 2.9 | .857 | 3.6 | 4.1 | 7.6 | 0.9 | 0.9 | 0.4 | 0.9 | 2.3 | 16.2 |
| 3 | Jason Richardson | 31 | 39 | 39 | 28.8 | 4.4 | 10.6 | .412 | 1.8 | 4.9 | .368 | 0.8 | 1.5 | .561 | 0.6 | 2.7 | 3.3 | 2.0 | 1.1 | 0.4 | 1.3 | 1.7 | 11.4 |
| 4 | J.J. Redick | 27 | 50 | 12 | 25.8 | 3.6 | 8.6 | .424 | 1.7 | 3.8 | .438 | 1.9 | 2.2 | .898 | 0.3 | 1.9 | 2.2 | 2.5 | 0.3 | 0.1 | 1.0 | 1.5 | 10.9 |
| 5 | Hedo Turkoglu | 32 | 47 | 47 | 31.3 | 3.9 | 9.6 | .404 | 1.7 | 4.9 | .351 | 1.3 | 1.9 | .697 | 0.5 | 3.3 | 3.8 | 4.7 | 0.8 | 0.4 | 2.7 | 2.7 | 10.8 |
| 6 | Jameer Nelson | 29 | 43 | 43 | 29.9 | 4.0 | 9.4 | .432 | 1.3 | 3.5 | .377 | 1.1 | 1.4 | .797 | 0.4 | 2.5 | 2.9 | 5.4 | 0.7 | 0.1 | 2.2 | 2.2 | 10.5 |
| 7 | Glen Davis | 26 | 47 | 1 | 21.7 | 3.0 | 7.8 | .386 | 0.0 | 0.2 | .100 | 1.5 | 2.2 | .692 | 1.3 | 3.3 | 4.6 | 0.7 | 0.5 | 0.3 | 1.2 | 1.7 | 7.6 |
| 8 | Von Wafer | 26 | 23 | 0 | 13.0 | 2.1 | 4.6 | .457 | 0.4 | 1.2 | .333 | 1.0 | 1.4 | .727 | 0.1 | 1.0 | 1.0 | 0.6 | 0.2 | 0.1 | 1.0 | 0.9 | 5.6 |
| 9 | Quentin Richardson | 31 | 37 | 2 | 16.7 | 1.3 | 3.6 | .371 | 0.8 | 2.3 | .369 | 0.4 | 0.4 | .938 | 0.2 | 2.0 | 2.2 | 0.8 | 0.5 | 0.1 | 0.5 | 1.4 | 3.9 |
| 10 | Chris Duhon | 29 | 50 | 7 | 19.8 | 1.4 | 3.3 | .417 | 0.8 | 1.8 | .422 | 0.3 | 0.4 | .789 | 0.2 | 1.5 | 1.7 | 2.4 | 0.6 | 0.1 | 1.3 | 1.2 | 3.8 |
| 11 | Earl Clark | 24 | 31 | 0 | 9.1 | 0.8 | 2.3 | .352 | 0.0 | 0.0 | 0.3 | 0.4 | .667 | 0.7 | 1.4 | 2.1 | 0.3 | 0.2 | 0.5 | 0.6 | 1.3 | 1.9 | |
| 12 | Larry Hughes | 33 | 9 | 0 | 12.7 | 0.6 | 2.4 | .227 | 0.1 | 0.8 | .143 | 0.1 | 0.2 | .500 | 0.1 | 0.4 | 0.6 | 0.8 | 0.2 | 0.0 | 1.3 | 1.1 | 1.3 |
| 13 | DeAndre Liggins | 23 | 12 | 0 | 5.7 | 0.5 | 1.1 | .462 | 0.0 | 0.3 | .000 | 0.3 | 0.5 | .667 | 0.3 | 0.4 | 0.7 | 0.3 | 0.4 | 0.0 | 0.4 | 0.2 | 1.3 |
| 14 | Ishmael Smith | 23 | 10 | 0 | 5.0 | 0.3 | 1.0 | .300 | 0.0 | 0.2 | .000 | 0.4 | 0.4 | 1.000 | 0.3 | 0.5 | 0.8 | 1.0 | 0.4 | 0.0 | 0.3 | 0.6 | 1.0 |
| 15 | Daniel Orton | 21 | 5 | 0 | 2.6 | 0.2 | 0.6 | .333 | 0.0 | 0.2 | .000 | 0.4 | 0.4 | 1.000 | 0.0 | 0.2 | 0.2 | 0.0 | 0.0 | 0.0 | 0.2 | 0.2 | 0.8 |
| 16 | Justin Harper | 22 | 8 | 0 | 2.4 | 0.0 | 0.5 | .000 | 0.0 | 0.1 | .000 | 0.0 | 0.0 | 0.0 | 0.3 | 0.3 | 0.1 | 0.0 | 0.1 | 0.3 | 0.1 | 0.0 |
Orlando Magic 2009'da lig şampiyonu Boston Celtics'in Cleveland Cavaliers'la beraber en büyük rakiplerinden biriyken, aradan geçen 3 yıldan sonra daha çok Atlanta Hawks görüntüsü aldı, sıradanlaştı. Chicago Bulls ve Miami Heat'i 2 gün arayla mağlup ettikten sonra, bir sonraki hafta aynı rakiplerine aciz bir şekilde yenilmesi takımdaki karakter kaymasının en güzel örneği. Veyahut yazıya girerken bahsettiğim maç olan Knicks maçında maç kafa kafaya giderken farkın bir anda 41'e çıkması pek olağan bir şey olmamakla birlikte onların çok kırılgan bir takım olduğunu da gözler önüne seriyor.
Madalyonun diğer tarafından bakarsak sezon başladığından beri takımın süperstarı ve takımın önemli bir parçasının gönderileceği konuşuluyordu. Bu şartlarda konsantrasyonu korumak çok kolay olmasa gerek. Yazı içerisinde azıcık geçirdiğim menejer Otis Smith ise takıma zarar vermemek adına ağzına kilit vurdu adeta. Bu süreci çok iyi yönetti, fakat Smith'in bu çabasının pek yerini bulmadığının en güzel kanıtı Hedo'nun gönderdi şu tweet oldu:
"Yeni kalktım, hala Orlando Magic oyuncusuyum çok şükür"
Sezonun bitimine yaklaşık bir ay kala Orlando Magic iddaalı bir takımdan çok sıradan bir play-off takımı havasında. Play-off eşleşmesinde karşılarına çıkabilecek takımlardan Boston Celtics ve Atlanta Hawks'a karşı bariz bir üstünlükleri olduğunu düşünmüyorum. Zaten aynı takım bu Hawks'a ilk turda elenmişti. Öte yandan merakla beklenen bir konu da bu sezon büyük çıkış yapan Ryan Anderson'ın performansını play-off sırasında nasıl devam ettireceği üzerine. Anderson, Magic'in en skorer 2.oyuncusu ve dış şutları sebebiyle rakiplerin kilidini açan adam adeta.
Bu sezonu bir kenara bırakıp, uzun vadede düşürnürsek takımın geleceğinde yakın zamanda yeniden yapılanma seçeneği çok bariz sırıtıyor. Ryan Anderson'ın biten kontratından daha fazla talep edecek olmasıyla beraber onu kaybetmeleri ihtimali çok yüksek. Maaş sınırlarında da herhangi bir boşluk olmaması bariz hamle şansını kısıtlıyor. Otis Smith'in yoktan var edebilen bir genel menejer olmadığını düşünürsek Dwight Howard'ı takımdan tutmaya ikna etmeleri gelecek sezon imkansıza benziyor.
Madalyonun diğer tarafından bakarsak sezon başladığından beri takımın süperstarı ve takımın önemli bir parçasının gönderileceği konuşuluyordu. Bu şartlarda konsantrasyonu korumak çok kolay olmasa gerek. Yazı içerisinde azıcık geçirdiğim menejer Otis Smith ise takıma zarar vermemek adına ağzına kilit vurdu adeta. Bu süreci çok iyi yönetti, fakat Smith'in bu çabasının pek yerini bulmadığının en güzel kanıtı Hedo'nun gönderdi şu tweet oldu:
"Yeni kalktım, hala Orlando Magic oyuncusuyum çok şükür"
Sezonun bitimine yaklaşık bir ay kala Orlando Magic iddaalı bir takımdan çok sıradan bir play-off takımı havasında. Play-off eşleşmesinde karşılarına çıkabilecek takımlardan Boston Celtics ve Atlanta Hawks'a karşı bariz bir üstünlükleri olduğunu düşünmüyorum. Zaten aynı takım bu Hawks'a ilk turda elenmişti. Öte yandan merakla beklenen bir konu da bu sezon büyük çıkış yapan Ryan Anderson'ın performansını play-off sırasında nasıl devam ettireceği üzerine. Anderson, Magic'in en skorer 2.oyuncusu ve dış şutları sebebiyle rakiplerin kilidini açan adam adeta.
Bu sezonu bir kenara bırakıp, uzun vadede düşürnürsek takımın geleceğinde yakın zamanda yeniden yapılanma seçeneği çok bariz sırıtıyor. Ryan Anderson'ın biten kontratından daha fazla talep edecek olmasıyla beraber onu kaybetmeleri ihtimali çok yüksek. Maaş sınırlarında da herhangi bir boşluk olmaması bariz hamle şansını kısıtlıyor. Otis Smith'in yoktan var edebilen bir genel menejer olmadığını düşünürsek Dwight Howard'ı takımdan tutmaya ikna etmeleri gelecek sezon imkansıza benziyor.
***
Geceleri tırnak kesilmez demiş atalarımız, galiba bu yazı hafiften o tarafa kaydı. 05:08 oldu saat, geçen zaman içinde hep yazmadım elbette. Kız arkadaşımla muhabbet ettim, yemek sipariş ettim ve ayrıeten gece 3:30'da motorla siparişimi getiren elemanın suratındaki nefreti göre göre sırıttım ufaktan. Askerdeki kuzenim mesaj attı, anlamıyorum bok mu var bu saatte kalkıyorlar, galiba hiç anlamayacağım.
Etiketler:
Dwight Howard,
hidayet türkoğlu,
magicmert,
NBA
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

