Pazartesi, Haziran 28, 2010

Bilinmeyen Futbol Ülkeleri # Trinidad and Tobago

Trinidad and Tobago, Karayipler'de yer alan ve iki adadan oluşan bir ülkedir. Ülkede ağırlıklı olarak Hint aksanlı İngilizce konuşulmaktadır. Ülkenin en büyük ekonomik kaynağı turizm olarak gösterilebilir.



Trinidad and Tobago, Karayipler'in en başarılı futbol temsilcilerinden biridir. Ülkenin çoğunluğu futbolla ilgilidir. Trinidad and Tobago futbol ligi 10 takımdan oluşan küçük bir ligdir. Ülkenin en ünlü oyuncusu bir zamanlar Man.United oynayan Dwight Yorke'dur.



Trinidad Tobago, futbol tarihinde sadece 2006 yılında olmak üzere bir kez Dünya Kupası'na katılmıştır. Bu başarı ülkede büyük yankı uyandırmıştır.'Karayip Aslanları', Dünya Kupası elemelerinde CONCACAF grubunda üçüncü olarak play-off oynama hakkı kazanmıştır. Trinidad and Tobago, play-off maçlarında Bahreyn'i saf dışı bırakarak Dünya Kupası'na katılmaya hak kazanmıştır.



2006 Dünya Kupası'nda Trinidad and Tobago B grubunda İngiltere, İsveç ve Paraguay ile eşleşti. Grubun ilk maçında Trinidadlı futbolcular, hayranı oldukları İngiliz futbolcular ile karşılıklı oynayacaktı. İyi bir savunma örneği gösteren ve son dakikalara kadar gol yemeden dayanan Trinidad and Tobago, son 15 dakikada Joe Cole ve Peter Crouch'ın golleriyle yıkıldı.



İkinci maçta ise Trinidad and Tobago tarihi baştan yazıldı. İsveç karşısında büyük bir direniş gösteren 'Karayip Aslanları', maçtan 0-0 beraberlik ile ayrıldı. Bu puan Trinidad and Tobago'nun Dünya Kupası'nda aldığı ilk ve tek puan olmuştu. Son maçında Paraguay'a 1-0 yenilerek kupadan elenen Trinidad and Tobago, evine mutlu bir şekilde dönmüştü. Onlar için tek olumsuz durum ise kupada gol atamamaları olmuştu.



Fakat 2006 yılından sonra Trinidad and Tobago'da futbolun, ülke turizm kadar geliştiği söylemek pek mümkün değil. Hala 2006 yılında yaşanılan hatıralar akıllarda...


Bilinmeyen Futbol Ülkeleri # Kuveyt

Kuveyt, Arap Yarımadasında bulunan küçük bir ülkedir. Petrol bakımından zengin olan ülkede Şeyh yönetimi hakimdir. Sabah ailesi uzun zamandır ülkede büyük güç konumundadır. Ancak 1961 yılında Birleşik Krallıktan bağımsızlığını kazanabilmiş olan Kuveyt, futbola önem vermeye geç başlamış ülkelerdendir.



Kuveyt, futbolda 1970 yılına kadar varlık gösterememiş bir ülke konumundaydı. İlk hareketlenmeler 1974 yılında Dünya Kupası elemelerinde yaşandı. 1 puan fark ile kaçırılan Dünya Kupası bileti, Kuveytliler için bir umut ışığı olmuştu. Daha sonra 1976 yılında gelen Asya Şampiyonası ikinciliği ülkede futbol sevgisinin başlamasına neden oldu. 1980 yılında gelen Asya Şampiyonası şampiyonluğu ise Kuveyt futbolunun tavan yaptığı yer oldu. Bu şampiyonluk ile beraber 1982 Dünya Kupası'na katılan Kuveyt'te büyük bir mutluluk yaşanıyordu. Dünya Kupası'nda 4.grupta Fransa, İngiltere ve Çekoslovakya ile eşleşen Kuveyt'ten kimse bir başarı beklemiyordu.



İlk maçında İngiltere'ye 3-1 yenilen Kuveyt, açık ve cesur futboluyla herkesi şaşırtıyordu. Grubun ikinci maçında oynadıkları Fransa maçı unutulmazlar arasına girmeyi başarmıştır. Yine açık bir futbol sergileyen Kuveyt, Genghini, Platini ve Six'in gollerine Al Boulushi'nin golüyle cevap verebilmiştir. Artık son dakikalara girildiğinde, bir Fransa atağı sırasında Kuveytli futbolcuların hepsi bir anda durmuştur. Bunun sebebi ise bir yerden düdük sesi duymaları olmuştu. Fakat Fransız futbolcu Giresse o sırada takımının dördüncü golünü atmıştır. Hakem Miroslav Strupar'a itiraz eden Kuveytli futbolcular, sahayı terk etmeye kalkmışlardır. Bir yandan gözleri ise Kuveyt Futbol Federasyonu Başkanı Şeyh Fahid El Ahmed El Sabah'tadır. Sabah futbolculara sahada kalmalarını söyleyip, kendisi sahaya inmiştir. Hakem ile birkaç dakika konuştuktan sonra "ikna etmeyi" başaran Sabah, golün iptal olmasını sağlamıştır. Fakat sonuç maç sonunda yine değişmemiştir. Bu sefer Bossis golüyle Fransa sahadan 4-1 galip ayrılmıştır.



Maç sonunda Şeyh Sabah, "Mafya, FIFA'nın yanında hiç kalır." diyerek tepkisini açıkça ortaya koymuştur. Daha sonra FIFA, Sabah'a 25.000 İsviçre Frangı ceza verdi ve bir daha FIFA düzeyindeki bir maça girmesi yasaklandı.

Fransa'dan sonra oynadıkları Çekoslovakya maçında bir puan almaları akıllarda kalan diğer bir nokta olmuştu.



1982 Dünya Kupası'ndan sonra toparlanamayan Kuveyt, bir daha Dünya Kupası yüzü göremedi. O günden sonra Asya Şampiyonasındaki tek başarılarını 1996 yılında dördüncülük elde ederek kazandılar. Bugün ise eski başarılarını mumla arıyorlar...

Michael Jordan & Dennis Rodman


Üst üste kazanılan 3.şampiyonluktan sonra...

Pazar, Haziran 27, 2010

Bogdan Tanjevic - Prestij Bölümü


Bogdan Tanjevic, 2004 yılından beri Türk basketbolunun başında bulunuyor. Gerek milli takım gerek Fenerbahçe Ülker' de yaptıklarını, 6 yılda ülke basketboluna kazandırdıklarını ve sergileyeceği oyunun son bölümünü yani "Prestij" bölümünü mercek altına almak istedim.

Sizinde yakından takip ettiğiniz gibi, Tanjevic son aylarda, ağır bir bağırsak hastalığı geçiriyor. O yüzden bir süredir basketboldan uzak durumda. Kendisi bu aralar pek gündeme gelmese de, son gösterisi için hazırlık yapıyor. Medyada çıkan Tanjevic milli takımı bırakıyor mu ? haberlerine inat görevinin başında olduğunu bize büyük bir istekle gösteriyor.

Peki Tanjevic kimdir, ne yapmıştır daha önce ? Sırp Asıllı Karadağlı Koç, Yugoslavya Basketbol Milli Takımı (1971-80), Juve Caserta (1982-86), Pallacanestro Trieste (1986-09), Olimpia Milano (1994-96), CSP Limoges (1996-97), İtalya Milli Basketbol Takımı (1997-2000), KK Buducnost (2000-01), Asvel Villeurbanne (2001-02) ve Virtus Pallacanestro Bologna (2002-04) takımlarını çalıştırdı. 1996 yılında, Stefanel Milano takımını çalıştırırken, Efes Pilsen'e Koraç kupası finalinde kaybetti. Yugoslavya, İtalya ve Fransa liglerinde şampiyonluk yaşayan hoca 1999 yılında da İtalya Milli Basketbol Takımı ile Avrupa Şampiyonluğu' nu kazandı.

2004 yılında Tanjevic Milli Takımın başına geldiğinde çok ümitliydik. Çünkü başarılı bir jenerasyon yakalanmıştı. Bu oyuncular, 2001 yılında Avrupa ikinciliği kazanmış, 2002' de Dünya dokuzuncusu olmuştu. Peki Tanjevic' ten beklenen neydi ? Ondan istenen bu başarılı oyuncuları bir takım haline getirip, milli takımın önümüzdeki şampiyonlarda madalya almasıydı. Peki Türk Milli Takımı 2001' den sonra hiç madalya aldı mı ? Hayır. Federasyon, Tanjevic ile vadeli bir planlama içine girmişti. Öyle ki 2005' te Fransa' dan 1 oy farkla alınan Dünya Şampiyonası ev sahipliğinden sonra bu planlar uzun bir döneme yayılmıştı.

Tanjevic döneminde, 2005 ve 2007 yılında yaşanan başarısızlıklar bir revizyona gidilmesi gerektiğini göstermiştir. Tanjevic, altyapı ve gençlere önem veren Avrupa koçları arasında başta gelir. Tanjevic' te en iyi bildiği işi yapmaya karar verdi. Gençlere yöneldi. Aslında bilerek mi yoksa bilmeyerek mi yaptı bilmiyorum ama 2006 Dünya Şampiyonası' na istediği ve kafasında planladığı 12 kişi ile gitti. Savaşçı ve mücadeleci bir milli takım ortaya çıkardı. Başarılı da oldu. Dünya altıncısı olmuştuk.

Tanjevic, 2006 - 2007 sezonu bitiminde Fenerbahçe Ülker ile anlaştı. İki işi birden yürütecekti artık. Bir kez daha Aydın Örs' ten boşalan koltuğa oturmuştu Bay Bogdan. Fenerbahçe ile başarılı bir birliktelik geçiren Tanjevic, 2 sezon üst üste şampiyon olarak, Fenerbahçe tarihine geçti. Eurobasket07' de hüsran yaşadığımız için 2008 Olimpiyatlarında yoktuk. Tanjevic için milli takım açısından boş bir yıl daha geçti, gitti.

2009 yılına gelindiğinde, Beko Basketbol Ligi' nde Fenerbahçe Ülker - Efes Pilsen çekişmesi ortalığı kasıp kavuruyordu. Heyecanlı ve tartışmalı geçen seriyi, 4-2 kaybeden Fenerbahçe' de sorumlu kişi aranmadı ve aynen yola devam edildi. Milli takım da, Eurobasket09' da vardı. Tanjevic, kafasında yıllardır planladığı takımla Polonya' ya gitti. Milli takım, çok iyi başladığı turnuvayı kötü bitirerek çeyrek final görmek ile yetindi. En azından hep hedeflenen turnuva olan 2010 için bazı umut ışıkları alınmış oldu.

Evet, geliyoruz. Tam beş yıldır bahsedilen, tartışılan, konuşulan o efsane turnuvaya. Yaklaşıyoruz, yaklaşık 2 ay kaldı. Biletlerin tamamı 100 gün kala satıldı. Bakalım Tanjevic bir efsane olarak tüm dünya' ya prestij oyununu mu sergileyecek ? Yoksa...


Unutulmaz Gol Sevinçleri

Bir golün hafızalara kazınmasını sağlayan en önemli neden, gol sonrası sevinçtir. Hatta bazı sevinçler, atılan golün önüne geçer. Bu unutulmaz anlar, başka futbolcular tarafında da taklit edilir ve yıllar boyu yaşatılır. Ben de bazı unutulmaz gol sevinçlerini mercek altına aldım, gelin bir göz atalım.

Bebeto / 1994 :

1994 Dünya Kupası'nda Brezilya çeyrek finale çıkar. Çeyrek finalde rakip Hollanda'dır. Brezilya'nın en önemli oyuncularından biri olan Bebeto'nun da maçtan 2 gün önce bir oğlu olmuştur. Bebeto, oğlunu ve sağlık durumunu çok merak ediyordur. Maçta Brezilya, Romario'nun golü ile 1-0 öne geçer. İkinci gol ise Bebeto'dan gelir. Fakat daha çok hafızalara bu gol değil, gol sonrası sevinç kazınacaktır. Bebeto attığı golden sonra yanına Romario ve Mazinho’yu da alıp kollarını beşik gibi sallayarak gerçekleştirdiği o gol sevinci unutulmazlar arasında yer almıştır. Bebeto'dan sonra birçok kişi aynı gol sevincini yaptı ama ilkler unutulmaz diye boşuna dememişler, akıllarda hep Bebeto'nun o görüntüsü kaldı.



Roger Milla / 1990 :

1982 Dünya Kupası'nda Kamerun iyi bir performans göstererek akıllarda yer etmişti. O kupada 3 beraberlik alarak yenilmeyen Kamerun, 'Yenilmez Aslanlar' lakabını almıştır. 1990 Dünya Kupası'nda yine dikkatler Kamerun'un üzerinde değildi. Açılış maçında son şampiyon Arjantin'i yenen Kamerun büyük bir sürpriz yaptı. Daha sonra Romanya'yı 2-0 yenen 'Yenilmez Aslanlar' 2.tura adlarını yazdırmayı başardılar. 2.turda rakip Kolombiya'ydı. 0-0 berabere giden maça sonradan giren 38 yaşındaki tectübeli golcü Roger Milla, oyunun kaderini değiştirdi. Attığı iki gol ile Kamerun'u çeyrek finale taşıyan Milla, gol sevinçleriyle de hafızalara kazındı. Milla attığı gollerden sonra korner bayrağına gidip dans ederek, dünyaya futboldan zevk almayı öğretiyordu.



Brian Laudrup / 1994 :

1994 Dünya Kupası'nda Danimarka, Brezilya ile karşılaşıyordu. Kupanın favorisi olan Brezilya karşısında kimse Danimarka'dan bir sürpriz beklemiyordu. Fakat maç heyecanlı ve bol gollü geçiyordu. Brezilya 2-1 öndeyken Brian Laudrup'un golü geldi ve tabii ki o unutulmaz gol sevinci. Laudrup, maça denge getiren golü yere yatarak kutlamıştı.



Otilino Tenorio / 2006 :

Otilino Tenorio, 1980 doğumlu genç ve gelecek vaat eden bir golcüydü. Ekvator futbolunun en çok gol atan futbolcularından biriydi. Attığı golleri Spider-Man maskesi takarak kutluyordu. Aklımıza bu unutulmaz gol sevinci ile kazınmıştı. Fakat golcü oyuncu 2005 yılında bir trafik kazası sonucunda hayatını kaybetti. Tenorio'nun anısını yaşatmak isteyen Ekvadorlu futbolcular, 2006 Dünya Kupası sırasında Ivan Kavides'in attığı golden sonra maskelerini takarak unutulmaz gol sevincini tüm dünyaya tanıttılar.





Hugo Sanchez / 1986 :

Hugo Sanchez, Meksika ve Real Madrid tarihinin en golcü futbolcudur. Fakat Hugo Sanchez'i unutulmaz kılan başka bir durum ise gol sevinci olmuştur. 1986 Dünya Kupası'nda ev sahibi Meksika ile Belçika karşılaşıyordu. Azteca stadyumunu doldurmuş 100.000 kişi Hugo Sanchez'den gol bekliyordu. Hugo Sanchez'de bu beklentiye karşılık vererek Meksika'yı iki farklı öne geçiren golü atıyordu. Unutulmaz olan ise tabii ki gol sevinciydi. Futbol tarihinde ilk kez bir futbolcu bir golü parende atarak kutluyordu. Daha sonra bu gol sevincini Julius Aghahowa, Miroslav Klose, Obefemi Martins gibi futbolcular da kullansa da akıllarda hep Hugo Sanchez kaldı.



Pelé / 1970 :

Brezilya 1970 Dünya Kupası'nda, üçüncü şampiyonluğunun peşinde koşuyordu. Yarı finalde rakip İtalya'ydı. Bu dünya kupası, Pelé için son dünya kupası olacaktı. Yarı final maçına kadar birçok asist yapan 'Siyah İnci', hiç gol atamamıştı. İtalya karşısında Brezilya'nın ikinci golünü atan Pelé, turnuvanın en golcü futbolcusu Jarzinho tarafından havaya kaldırılmıştı. Bu tüm dünyaya verilen bir mesajdı. Bu gol lakabı kral olan bir oyuncunun taç giyme töreniydi. Havada asılı olan yumruk unutulmaz gol sevinçleri arasına girmeyi başardı.




MJ & MJ

Michael Jordan, Michael Jackson'a basketbol oynamayı öğretirken :



Michael Jackson, Michael Jordan'a dans etmeyi öğretirken :