Perşembe, Mart 29, 2012

Magic Necmi Değil Orlando Magic



Saat 02:50 suları.. “Uykusuz geceler” dedikleri şeyle her zaman olduğu gibi  yüzleştiğim bir başka gece. Orlando Magic’in bebeği Glen Davis ilk serbest atışını kullandıktan sonra Hidayet yine hakemden topu aldı ve mübarek ellerini topa sürttürdü. Hidayet’in bu sene takımına yapamadığı katkıyı ellerini sürdüğü toptan beklemesi ya da öyle gözükmesi Orlando’nun yerel basınında spor kategorisinin yanında ismiyle başka bir kategori açılmasını sağlayabilecek kadar büyük süperstarı Dwight Howard’ı tatmin edecek gibi gözükmüyor.

Takas dönemi boyunca dillerden düşmeyen Howard’ın adı yaklaşık 5-6 takımla anıldıktan sonra kendisi de gitmeyi kafasına koymuşken “U dönüşü” yapmayı buyurdular.  Howard’ın bu süreç boyunca adeta bir dansöze dönüşmesi onun o sevimli dış görünüşünden bir şeyler götürmedi değil. Nitekim bir Carmelo Anthony olmadı, taraftarını sevindirdi ancak sözleşmeyi uzatmak yerine sadece opsiyonunu kullandı ve aynı şeylerin gelecek sezonda da yaşanacağının garantisini vermiş oldu bir bakıma. Tamamen bu beynin ürünü olan ve başka beyinlerden de duyduğum “Dwight Howard’ın Shaq’ın yaptıklarını yapmamak istemesi” de bu opsiyonu kullanmasında etkili olmuş olabilir, kim bilir..

***

Orlando Magic’in 20.yılını henüz birkaç sezon önce kutladığını düşünürsek, bu organizasyonun öyle büyük büyük, çarşaf çarşaf bir geçmişi ve efsane oyuncuları yok. Tarihinde 2 final görmüş organizasyonun ikisinde de başrolde iki dev adam ve onların dominantlığıyla kazanılmış konferans şampiyonluklarını düşününce ufak bile olsa kıyaslanmaları gayet normal. Shaquille O’neal lige giriş yaptığı sırada Stern’ün elini sıkarken doğada serbest bir protein olarak gezdiğim doğrudur ancak ilk sezonundan itibaren dünyada idim.  1995 NBA Finali’ne uzanan yolu o zamanda yaşayamasam da sonradan -Nba Tv yayınları sağolsun- yaşayabildim. 2009’un Magic’inin aştığı uzun ve zorlu yolda ise bizzat kanlı canlı ekran başındaydım. Shaq ve Howard’ın takımlarını finale taşırken hangi şartlarda bunu yaptıklarına dair yürütülen bir tartışma sabaha kadar konuşulabilir ancak bu tartışmayı yapacak kişiler arasındaki kapışma şundan çok farklı değildir:

 -Howard’ın bir Penny’si yoktu baba

-Howard bir Jordan geçmedi yalnız.

-Horace Grant gibi perde arkasındaki işleri yapan adam var mıydı peki?

-Sen onu bırak Hedo öyle oynamasaydı peki?

…

2009’daki finalden sonra Hedo’nun Orlando Magic’in 4 yıllık 35 md’lık sözleşmesini kabul etmeyip diğer tekliflere yöneldikten sonra, Orlando Magic’in zeki(!) genel menejeri Otis Smith diğer takımların verdiği daha yüksek değerler için “Hedo bunları hak etmiyor” gibisinden bir açıklama yapıp, 2  yıl sonra bu oyuncuyu takımına aldığı zaman göstermişti ne denli bir menejer olduğunu. Gerçi buna gerek yoktu, Lewis’in ağır kontratını gönderirken bir o kadar ağır olan kontrata ve bitmiş bir süperstara kucak açarken de bunu biraz olsun göstermişti-Sonrasında amnesty hakkını kullanıp takımdan postalanmıştı Arenas-. Örnekler Vince Carter takasıyla genişletilebilir. Sadece takasın içine atılan bir parça gibi gözüken Ryan Anderson’ın çıkışını düşündüğünü falan sanmıyorum.



Hedo’nun kontratı aldıktan sonra Toronto’da gerçekleştirdiği yatışa geçme olayını-Nba kariyeri boyunca adı birkez bile partilerle anılmayan bir adamın adı çıktı bu şehirde. Taraftar o şekilde hayıflandı verilen o büyük kontrata- Orlando’da yapacağını düşünmesem bile 2009 Play-off’larında gösterdiği efsane performansları tekrarlaması çok da kolay olmazdı. Fakat 2009’daki başarıyı tekrarlamak uğruna eski oyuncusuna geri dönecek kadar gerilere dönen bir genel menejer için en başta bu hamleyi yapmak hem takımına hem de diğer oyunculara daha faydalı olabilirdi. Geçen sene Atlanta Hawks’a karşı kaybedilen ilk tur eşleşmesinden sonra Hedo’ya “point forward” görevinin tekrar verilmeyeceğini düşünenlerdendim. Çünkü Hedo perişan bir haldeydi ve bir suçlu aranıyorsa o kesinlikle Hedo olmalıydı. NBA’de en çok beğendiğim koçlardan biri olan Stan “The Babacan” Van Gundy onun arkasında durdu ve ona bu görevi vermeye devam etti.

2009’daki yapılanmayla bugünkü yapılanma koç ve sistemin aynı olmasından dolayı benzer olsa bile bazı oyuncuların değişmesinden, bazılarının ise performansını düşüş göstermesinden dolayı takım  2009’daki çizginin oldukça gerisinde.

Bu önermeyi istatistikle desteklemek gerekirse;

2009 Magic'i:
RkPlayerAgeGGSMPFGFGAFG%3P3PA3P%FTFTAFT%ORBDRBTRBASTSTLBLKTOVPFPTS
1Dwight Howard23797935.77.112.4.5720.00.0.0006.410.7.5944.39.613.81.41.02.93.03.420.6
2Rashard Lewis29797936.26.113.8.4392.87.0.3972.83.4.8361.24.65.72.61.00.62.02.517.7
3Hedo Turkoglu29777736.65.513.3.4131.74.9.3564.15.1.8070.64.75.34.90.80.22.62.816.8
4Jameer Nelson26424231.26.412.6.5032.04.3.4532.02.3.8870.53.03.55.41.20.12.02.916.7
5Rafer Alston32292829.54.210.3.4131.13.5.3172.43.4.7070.32.62.95.11.80.11.82.212.0
6Mickael Pietrus26542524.63.37.9.4131.54.1.3591.42.0.7090.82.43.31.20.60.41.02.39.4
7Courtney Lee23774225.23.27.0.4501.12.6.4041.01.2.8300.22.12.31.21.00.20.92.08.4
8J.J. Redick2464517.41.84.7.3911.02.8.3741.31.5.8710.11.61.71.10.30.00.81.16.0
9Keith Bogans28361521.91.84.9.3601.23.5.3330.60.7.8750.42.73.10.90.60.10.51.75.3
10Anthony Johnson34801218.51.94.8.4040.71.7.3910.81.0.7530.41.51.82.50.60.11.01.45.3
11Tony Battie3277315.62.14.2.4890.00.1.2220.71.1.6591.22.43.60.40.30.30.61.54.8
12Marcin Gortat2463312.61.73.0.5670.00.01.0000.40.7.5781.53.04.50.20.30.80.41.83.8
13Jeremy Richardson241207.81.24.1.2860.51.4.3530.30.5.5000.11.11.20.30.00.00.30.53.1
14Brian Cook282107.01.12.9.3830.51.2.4400.20.3.8330.31.01.30.20.10.00.51.13.0
15Tyronn Lue311409.21.23.1.3950.41.2.3530.10.2.6670.00.80.81.00.10.00.10.93.0
16

2012 Magic'i:
RkPlayerAgeGGSMPFGFGAFG%3P3PA3P%FTFTAFT%ORBDRBTRBASTSTLBLKTOVPFPTS
1Dwight Howard26505038.38.013.7.5820.00.1.0005.210.6.4883.711.014.71.91.52.23.22.921.1
2Ryan Anderson23494931.55.412.3.4402.97.0.4162.42.9.8573.64.17.60.90.90.40.92.316.2
3Jason Richardson31393928.84.410.6.4121.84.9.3680.81.5.5610.62.73.32.01.10.41.31.711.4
4J.J. Redick27501225.83.68.6.4241.73.8.4381.92.2.8980.31.92.22.50.30.11.01.510.9
5Hedo Turkoglu32474731.33.99.6.4041.74.9.3511.31.9.6970.53.33.84.70.80.42.72.710.8
6Jameer Nelson29434329.94.09.4.4321.33.5.3771.11.4.7970.42.52.95.40.70.12.22.210.5
7Glen Davis2647121.73.07.8.3860.00.2.1001.52.2.6921.33.34.60.70.50.31.21.77.6
8Von Wafer2623013.02.14.6.4570.41.2.3331.01.4.7270.11.01.00.60.20.11.00.95.6
9Quentin Richardson3137216.71.33.6.3710.82.3.3690.40.4.9380.22.02.20.80.50.10.51.43.9
10Chris Duhon2950719.81.43.3.4170.81.8.4220.30.4.7890.21.51.72.40.60.11.31.23.8
11Earl Clark243109.10.82.3.3520.00.00.30.4.6670.71.42.10.30.20.50.61.31.9
12Larry Hughes339012.70.62.4.2270.10.8.1430.10.2.5000.10.40.60.80.20.01.31.11.3
13DeAndre Liggins231205.70.51.1.4620.00.3.0000.30.5.6670.30.40.70.30.40.00.40.21.3
14Ishmael Smith231005.00.31.0.3000.00.2.0000.40.41.0000.30.50.81.00.40.00.30.61.0
15Daniel Orton21502.60.20.6.3330.00.2.0000.40.41.0000.00.20.20.00.00.00.20.20.8
16Justin Harper22802.40.00.5.0000.00.1.0000.00.00.00.30.30.10.00.10.30.10.0


Orlando Magic 2009'da lig şampiyonu Boston Celtics'in Cleveland Cavaliers'la beraber en büyük rakiplerinden biriyken, aradan geçen 3 yıldan sonra daha çok Atlanta Hawks görüntüsü aldı, sıradanlaştı. Chicago Bulls ve Miami Heat'i 2 gün arayla mağlup ettikten sonra, bir sonraki hafta aynı rakiplerine aciz bir şekilde yenilmesi takımdaki karakter kaymasının en güzel örneği. Veyahut yazıya girerken bahsettiğim maç olan Knicks maçında maç kafa kafaya giderken farkın bir anda 41'e çıkması pek olağan bir şey olmamakla birlikte onların çok kırılgan bir takım olduğunu da gözler önüne seriyor.

Madalyonun diğer tarafından bakarsak sezon başladığından beri takımın süperstarı ve takımın önemli bir parçasının gönderileceği konuşuluyordu. Bu şartlarda konsantrasyonu korumak çok kolay olmasa gerek. Yazı içerisinde azıcık geçirdiğim menejer Otis Smith ise takıma zarar vermemek adına ağzına kilit vurdu adeta. Bu süreci çok iyi yönetti, fakat Smith'in bu çabasının pek yerini bulmadığının en güzel kanıtı Hedo'nun gönderdi şu tweet oldu:

"Yeni kalktım, hala Orlando Magic oyuncusuyum çok şükür"

Sezonun bitimine yaklaşık bir ay kala Orlando Magic iddaalı bir takımdan çok sıradan bir play-off takımı havasında. Play-off eşleşmesinde karşılarına çıkabilecek takımlardan Boston Celtics ve Atlanta Hawks'a karşı bariz bir üstünlükleri olduğunu düşünmüyorum. Zaten aynı takım bu Hawks'a ilk turda elenmişti. Öte yandan merakla beklenen bir konu da bu sezon büyük çıkış yapan Ryan Anderson'ın performansını play-off sırasında nasıl devam ettireceği üzerine. Anderson, Magic'in en skorer 2.oyuncusu ve dış şutları sebebiyle rakiplerin kilidini açan adam adeta.

Bu sezonu bir kenara bırakıp, uzun vadede düşürnürsek takımın geleceğinde yakın zamanda yeniden yapılanma seçeneği çok bariz sırıtıyor. Ryan Anderson'ın biten kontratından daha fazla talep edecek olmasıyla beraber onu kaybetmeleri ihtimali çok yüksek. Maaş sınırlarında da herhangi bir boşluk olmaması bariz hamle şansını kısıtlıyor. Otis Smith'in yoktan var edebilen bir genel menejer olmadığını düşünürsek Dwight Howard'ı takımdan tutmaya ikna etmeleri gelecek sezon imkansıza benziyor.



***

Geceleri tırnak kesilmez demiş atalarımız, galiba bu yazı hafiften o tarafa kaydı. 05:08 oldu saat, geçen zaman içinde hep yazmadım elbette. Kız arkadaşımla muhabbet ettim, yemek sipariş ettim ve ayrıeten gece 3:30'da motorla siparişimi getiren elemanın suratındaki nefreti göre göre sırıttım ufaktan. Askerdeki kuzenim mesaj attı, anlamıyorum bok mu var bu saatte kalkıyorlar, galiba hiç anlamayacağım.

Salı, Mart 27, 2012

Jordan ve Bryant'ın Hücum Farklılıkları

Elbette bir videoya göre yorum yapılmaz veyahut bir videoya göre bir sonuca varılmaz. Ancak yeni gördüğüm bu videoyu sizinle paylaşmak istedim. Jordan'ın görüntüleri 1996 NBA Finali'nden. Kobe'nin ise geçen seneki Dallas Mavericks ve Denver Nuggets maçlarından.



Pazar, Mart 25, 2012

Deng'in Son Saniye Basketi


Dün akşam Bulls-Raptors maçına bakanlar bilirler, Bulls'un bu kadar mücadeleden yoksun oynadığı az görülmüştür. Dün Noah'ın atılması, Rose ve Rip'in olmamasıyla iyice eksik kalan Bulls rakibin Toronto Raptors olmasınında büyük etkisiyle maçı kaybetmekten son anda kurtuldu. Maçı 23 sayı 10 ribaundla bitiren Luol Deng  adeta maçı kazandı.

Not: Ayrıca gördüğüm en temiz buzzer beater. Temiz derken saniselerle topu elinden çıkarıyor.

Cuma, Mart 23, 2012

NBA'deki Son Hamleler


Bu postta son takaslardan ziyade serbest bırakılıp yeni takımlarıyla imzalayan ve henüz boşta olan oyunculara ve onları isteyen muhtemel takımlara değineceğim.

Öncelikle  Derek Fisher'dan başlamak gerek. Çok çarpıcı bir hamleyle Lakers'dan adeta kapı dışı edilmişti. Sanıyorum kendi içinde bir kavgaya dönüştürdü. En azından yaptıkları, söyledikleri bunları gösteriyor. 6.şampiyonluk peşinde koşacağını söylemesi ve Lakers'ın kendi konferasındaki en büyük rakibi diyebileceğimiz Oklohoma City Thunder'la imzalaması kesinlikle bunu doğruluyor. Öte yandan Derek Fisher'ın en iyi zamanlarında bile efektif bir guard olmadığını biliyoruz ancak en kritik zamanlarda hiç çekinmeden yürek koyan ve asla geri adım atmayan bir karaktere sahip. Thunder'ın onunla ilgilenmesindeki en büyük payı bu karakter kısmına veriyorum. Saha içinde olmasa bile benchde olsun, soyunma odasında olsun o yüzüğü kazanmanın sırlarını verebilecek gerçek bir şampiyon.

Derek Fisher'ın Lakers'dan böyle ayrılması çok konuşuldu, bende burada azıcık değindim. İsteyen okuyabilir.

Miami Heat'in yaptığı hamleye geçelim: Ronny Turiaf. Turiaf'ın iyi hamle olduğu kesinlikle doğru. Fakat onun sağlıklı kalma konusunda sıkıntıları yok değil. Sakat geçirdiği uzun zamanlardan sonra Miami Heat formasıyla aynı şeyleri yaşamayacağını kimse bilemez. Gerçi mevcut kadroda yürütülen pivot rotasyonu için çölde bulunan bir damla su kıvamında. Anthony ve Pitmann'ın açık ara önünde olduğunu söyleyebiliriz. Sonuç olarak Miami Heat 5'inin en sorunlu bölgesine kısmen bir yama yapıldı. Yamanın tutup tutmayacağını zaman gösterecek.

Cleveland Cavaliers tarafından serbest bırakılan Ryan Hollins'da Boston Celtics'in radarında. Genel menejer Danny Ainge, Hollins'in oyununun takıma çok uygun olduğunu belirtmiş. Ayrıca Hollins'in takıma eklenmesi için kadrodan birisinin ayrılması gerekiyor. Bu ismin Chris Wilcox olması bekleniyor. Wilcox sakatlığı yüzünden sezonu kapatmıştı. Hollins rotasyona bir genişlik getirebilir. Bass ve Garnett'in arkasında süreler bulabilir. Geçtiğimiz sezon Cavaliers formasıyla iyi maçlar çıkardıktan sonra kaybolduğu maçlar da seyrettirmişti.

Lig sonuncusu Charlotte Bobcats tarafından serbest bırakılan Boris Diaw'ın da Spurs'e gideceği konuşuluyor.  Diaw, bildiğimiz üzere her pozisyonu kaldırabilir yetenekte bir oyuncu. Spurs için böyle bir jokeri kadrosunda bulundurmak büyük bir hamle olur. Ayrıca Tony Parker'ın takımda yer alması da Diaw için büyük şans.

Trail Blazers tarafından serbest bırakılan Mehmet Okur tedavisine devam edeceğini ve herhangi bir takımla anlaşmayacağını belirtti. Memo'nun kontratı bu sezon bitiyor.

David Blatt ile Değişen Hayatlar

2007 yılının yaz aylarında İspanya'da düzenlenen Avrupa Basketbol Şampiyonası'nın bir numaralı favorisi ev sahibi İspanya'ydı herkesin gözünde. '05 yılının şampiyonu Yunanistan'ı, dünya şampiyonası finalinde 70-47 gibi bir skorla ezerek şampiyon olmuştu İspanya, '06 yılında. Yani İspanya'nın favori gösterilmesi kadar  doğal bir şey yoktu, hem de ev sahibiyken. Plaseler ise Yunanistan ve Litvanya gibi duruyordu turnuvada.

Turnuvanın başlarında kimsenin şampiyonluk için adını dahi anmadığı, tartışmalarda adı geçmeyen bir takım vardı; Rusya. Andrei Kirilenko -ki o dönemki AK47, NBA'de All-Star olmuş, savunma beşlerine seçilen bir adamdı- önderliğinde bulunan bir oyuncu kadrosuyla aslında hiç de fena sayılmayan bir kadroları vardı, ama bir şeyler eksikti hep. Yunanistan, Sırbistan ve İsrail'in olduğu gruptan, beklenmedik şekilde tüm maçları kazanarak çıktı Rusya. Bir üst gruptaysa İspanya, Hırvatistan ve Portekiz eklendi gruba. Kaderin cilvesi, İspanya'ya 69-81'le yenildi bu grupta ama bu maç belki de hiç beklemedikleri bir yere götürecekti onları. Bu maçta zaafları ve avantajlarını çok iyi gördü İspanya'ya karşı David Blatt. Ardından çeyrek finalde Fransa'yı, yarı finaldeyse Litvanya'yı geçen Rusya'nın karşısına, turnuvada tek mağlubiyetlerini aldıkları İspanya dikildi tekrardan. 2. turdaki karşılaşmalarında 81 sayı yemişti İspanya. Ancak adamımız David Blatt o maçı o kadar iyi analiz etmişti ki, final karşılaşmasında İspanya'ya sadece 59 sayı izni verdi. Şimdilerde parkelerden uzakta olan J.R. Holden'ın şutunda, çemberin üzerinde dans eden topun içeri girmesiyle 60-59'la şampiyon olmuştu Rusya hiç beklenmedik şekilde. David Blatt'ın ellerinde...

Jogev Ohayon; Hapoel Galil altyapısından yetişmiş, Iron Nahariya ve Hapoel Jerusalem formaları giymiş, hatta 2010-2011 sezonunda Hapoel Jerusalem ile şampiyonluk yaşamış, 24 yaşında bir basketbolcu. Bu sezon başında, bu yazıyı yazmamın sebebi olan adam David Blatt, bu genç, Avrupa'nın tanımadığı adamı tutup Tel-Aviv'e getiriyor, Maccabi'li oluyor Ohayon. Adını bile duymamıştı çoğumuz sezon başında. Sezon başında, lockout dönemi Maccabi'ye katılan Jordan Farmar'ın arkasında kısıtlı süreler alan Ohayon, lockout'un bitişiyle kendini takımın guard pozisyonundaki ilk tercihi olarak buldu. Ve herkesin soru işaretiyle baktığı Ohayon, koç David Blatt'ın ellerinde günden güne büyüdü. Normal sezonda, toplamda 9/38 şut isabetiyle, 3.3 sayı, 3.7 ribaund, 3.2 asist, 1.2 top çalma ve 1.2 top kaybıyla oynadı. TOP 16'da biraz daha güvenliydi kendine, toplamda 12/23 şut isabetiyle 6 sayı, 2.5 ribaund, 1.5 asist, 1.5 top çalma ve 1.3 top kaybıyla oynadı ve bu iki turda maç başına 18 dakika süre aldı. Bu geceyse kariyer maçını oynadı Eurolig'de Ohayon. OAKA'nın atmosferinde elleri titremeden, 15 sayı, 5 ribaund, 5 asist, 2 top çalma ve 1 top kaybıyla, uzatma periyodunun sonunda galibiyet çıkarmasına çok büyük katkı sağladı Jogev Ohayon. Yine David Blatt'ın ellerinde...

İşte o David Blatt ve Maccabi'si, geçtiğimiz sezon Eurolig playofflarında Caja Laboral'le eşleşmişti. Saha avantajı Bask ekibindeydi. Tıpkı 2007'de İspanya'ya karşı yaptıkları gibi, ilk maçı kaybettiler, ikinci maçtansa galibiyetle dönüp, evleri Yad Eliyahu'dan iki galibiyet çıkararak, Barcelona'daki Final Four'da finale kadar yürümüş, oradaysa Obradovic ve Panathinaikos engeline takılmışlardı. Ama yine kimse Blatt ve Maccabi'sinin buralara kadar gelmesini beklemiyordu, başarılı bir sezon geride kalmıştı Eurolig'de Maccabi adına.

Kaderin cilvesi... Bu yıl Eurolig playofflarında Maccabi Electra, Panathinaikos'la eşleşti, saha avantajıysa Panathinaikos'taydı. Serinin ilk maçında Panathinaikos şampiyon gibi oynadı, fark 30 civarında seyretti, 20 sayıyla bitti maç. 22 asist / 15 top kaybı oranı yakalamıştı Panathinaikos, buna karşın 11 asist / 18 top kaybıyla oynayan bir Maccabi vardır. Tesadüf olmasa gerek ama, 2. maçta bambaşka bir tablo vardı karşımızda bir kez daha, Blatt sürpriz hazırlamıştı gene. 3 sayı çizgisinin gerisini açtı adeta rakibine, boyalı alanıysa tamamen kapatmayı seçti. Panathinaikos, hiç alışık olmadığı bir durumla karşılaştı, 29 iki sayılık atış kullanırken, tam 32 üç sayılık denemesi var ev sahibi ekibin. Üç sayı çizgisinin içini o kadar iyi kapattı ki Maccabi, sadece 13 basket bulabildi buradan Panathinaikos. Zor da olsa, uzatmada da olsa 2. maçta kazanan yine David Blatt oluyor. Şimdi seri Yad Eliyahu'ya taşınıyor. Oradaki iki maçı da kazanırlarsa İstanbul'a atıyorlar kapağı, şimdi hamle sırası bir diğer büyük adamda, Obradovic'te.

Kimsenin beklemediği bir Avrupa Şampiyonluğu, beklenmeyen bir Final Four. En önemli iki oyuncusunu kaybetmiş takım, yine Final Four için avantaj. Jogev Ohayon, Devin Smith, Big Sofo, daha niceleri, hatırlayamadığım bir çok isim, bir çok hikaye. David Blatt'ın elinde değişen hayatlar...

En acısıyla bitirelim sözümüzü; bu adam Efes'e geldi. Ve gitti.

Çarşamba, Mart 21, 2012

Amerikan Spor Kültürü #2 : Doğ, Büyü, Oyna

"#2 derken ?" diyenler için, yazı dizisinin ilk bölümü buradaydı.

   Yazının ilk bölümünde Amerika'da yaşayan insanların televizyondaki spora bakış açıları hakkında konuşmuştuk. İnsanlar, televizyonlarda gördükleri hayatları, izledikleri ve keyif aldıkları şeyleri kendi hayatları içinde isterler. Tüm gün, dört duvar arasında ve çeşitli adamların emri altında, stresli bir işi kim ister ki çocukları için ?

   NCAA Division 3'de geçtiğimiz günlerde ilk şampiyonluğunu elde eden Illinois Wesleyan kadın basketbol takımının gelecek vaad eden oyuncusu Olivia Lett ile kısa bir görüşme şansı yakaladık. Kendisi de sorduğumuz birkaç soruyu cevapladı. Yazımızla ilgili olan kısımlara bir bakalım :

- "Ne zamandan beri basketbol oynuyorsun ?"
Olivia : "6 yaşımdan beri, düzenli olarak."
- "1990 doğumlusun, basketbola da oldukça erken başladın. Ailenin bu konudaki desteği hakkında neler söyleyebilirsin ?"
Olivia : "6 yaşıma geldiğimde tamamen ailemin isteğiyle basketbola başladım. Bir nevi onların sayesinde bu noktada olduğumu söyleyebilirim elbette."
- "Baban ya da annen, basketbolla ilgili bir geçmişleri mi vardı, neden basketbol ?"
Olivia : "Yoo hayır, fiziksel yapım ve o zamanlar babamın bir arkadaşı olan basketbol antrenörünün tavsiyesiyle bu dalı tercih ettiler."
- "Basketbol olmasa, başka bir spor olacaktı yani ?"
Olivia : "Evet öyle de denebilir. Özellikle babam, iyi bir sporcu olmamı istedi hep."
- "İstatistiklerin göz alıcı. Lise yıllarında Amerika'da tüm zamanların en skorer oyuncuları listesinde ilk sırada yer aldın fakat daha sonraki süreçte sakatlıklar yaşadın. Şimdi ise takımını ilk ulusal şampiyonluğa taşıdın. Baban gurur duyuyor olmalı."
Olivia : "Evet, bu duyguyu hissetmek ve yaşatmak harikaydı. Onu hayal kırıklığına uğratmadığım için çok mutluyum."
- "Önümüzdeki süreçte hedeflerin neler ?"
Olivia : "NCAA'deki tüm oyuncular gibi, WNBA'e adım atmak. İyi bir draft sıralaması da kariyer hedeflerimden biri elbette."

Olivia'yı ileride önemli bir WNBA oyuncusu olarak izleme fırsatı bulursak, bu yazı o zaman değer kazanacaktır. WNBA ve diğer kadın sporları, Amerika'da son yıllarda patlama yaşıyor. Aileler, yukarıdaki örnekte de görüldüğü üzere çocuklarını küçük yaşlardan itibaren birer "sporcu" olarak yetiştiriyorlar. Televizyonlarda çocuklarını izlemek, izletmek istiyorlar. Küçük yaşlardan itibaren düzenli bir antrenman temposuna ve terbiyesine tabi tutulmuş sporcular düşünün. Amerika'nın bu konuda ailelere ve çocuklara verdiği destek muazzam. Spor yapan insanlar değil, sporcu yetişiyor o topraklarda.

Kime Göre, Neye Göre ?


-Futbolun ülkesi İngiltere'dir.
-Futbol, Türkiye'de çok sevilir.
-Futbol, Avrupa'nın vazgeçilmezidir.
-Amerika'da pek tutulmaz, adı da "soccer"dir.

Klasik mi olacak bilmiyorum. Benim ulaşabildiğim TFF kaynaklarına göre Türkiye'deki lisanslı futbolcu sayısı 470 bin civarında. ABD'nin tamamında bu sayı 4 milyonu geçiyor. Nüfus farkına dayanarak bu istatistiği açıklayabiliriz elbette ama 4 milyon lisanslı futbolcuyu herhangi bir eyalet tabanında incelediğimizde bu sayının yine 300 bini bulduğunu görüyoruz. (ABD istatistikleri Amerika Yetişkinler Futbol Birliği'nden alınmıştır. USASA) Fakat gözüme takılan garip bir istatistik de burada. Türkiye'de en çok para yapan, en çok medya desteği alan ve en çok ilgi gören spor dalı futbol ve lisanslı futbolcu sayısı da buna paralel olarak fazla. Şimdi ABD'deki beş ana spor dalını ve bu sporların ülkedeki gelir dağılımlarına bakalım :


LeagueRevenueRef
NFL$11B[22][23]
MLB$7B[22]
NBA$3.8B[22]
NHL$2.9B[24]
MLS$0.28B[25]
MLS, yani "soccer" ülkedeki en az paya sahip spor konumunda. Satılan biletler, televizyon gelirleri, oyuncuların aldıkları ücretler... Hep en düşük. Yorum sizin.

  ABD ve Kanada, rekabete odaklı ülkeler. Rekabet çok seviliyor bu topraklarda. Sportif rekabet, şirketsel rekabet ya da aklınıza ne gelirse. İnsanlar, tuttukları takım finale kalamasa dahi, finalde herhangi bir takımı delicesine destekleyebiliyor. Bu rekabeti gerek medya olsun gerek insanlar kendi aralarında olsun, kızıştırıyor. Ve boom! Size kalan muhteşem reyting ve güzel, sıcacık yeşil kağıtlar.

Amerika'da 2010 senesinde en çok reyting alan programlar.

Bi bakar mısınız ? Nereden mezunsunuz ?

   "İnsanlar sadece izledikleri, okudukları, dinledikleri ve yaptıklarıyla kategorize edilebilir." 
Çoook eskiden, bir yerlerden aklımda kalmış bu söz. Bağlıyorum hemen.

ABD'de NBA izleyicisi : Üniversite mezunu (%43), Yarıda Bırakmış (%26), Diğerleri (%31)
ABD'de beyzbol izleyicisi : Üniversite mezunu (%30), Yarıda Bırakmış (%34), Diğerleri (%36)
ABD'de futbol (Amerikan) izleyicisi : Üniversite mezunu (%38), Yarıda Bırakmış (%33), Diğerleri (%39)

Buradan sonrası ilginç.

ABD'de araba yarışları izleyicisi : Üniversite mezunu (%22), Yarıda Bırakmış (%35), Diğerleri (%43)
ABD'de güreş izleyicisi : Üniversite mezunu (%15), Yarıda Bırakmış (%28), Diğerleri (%57)

(İstatistikler gallup.com 'un 2011'de yaptığı araştırmadan alınmıştır.)

Yorum yine size kalmış. Vallahi bir şey ima etmeye çalışmıyorum.


Devamı gelecek.